Sıfır ile kavgam

8 Eylül 2017 Cuma

Matematiği hep sevmiş ve rakamlarla olan ahengine her zaman hayran kalmışımdır. Son zamanlarda sıfır (0) ile ilgili gördüğüm yazılar ve soundcloud'da dinlediğim bir ses kaydıyla bunun daha da gözüme gözüme sokulduğunu hissettim. Öncelikle size şu videoyu izletmek istiyorum:


7 numara eski bir Trt dizisi. Hala açıp açıp izlediğim oluyor. Ana karakterlerden olan Haydar aşkını ifade etmek için sıfırı kullanmasıyla sıfır kavramımda yeni ışıklar çaktı. "sıfır bir değer değildir. bir sayı bile degildir. ancak başka bir sayının yanına gelince değer yaratır, tıpkı sevda gibi. sevdanın da tek başına değeri yok. ille de biri olmalı. sıfır ne kadar çoksa sayı o kadar çoğalır. sevda ne kadar çoksa insan o kadar çoğalır, büyür." Sıfırın değerine ve onu sevda ile bağlamasına ayrı bir gıpta ederek bakmama neden oldu. Karakter zaten köyden geldiği için kötü bir muamele ile karşılaşır. Fakat kendisi oldukça zekidir. Bunu dizinin ilerleyen bölümlerinde aynı evi paylaşan insanlar da fark edecek ve önyargıyla yaklaştıkları için pişman olacaklardır. 

Eylülde Kitap Sayfaları || 2017

8 Eylül 2017 Cuma

Eylül ayına ne zaman girdik de bu kadar hızlı geçti inanın hatırlamıyorum. Zaman adeta bizden bağımsız bir şekilde ilerlemeye ve bununla beraber de benimle gelen gelsin gelmeyen son durakta insin modundayken haliyle biz de uymak zorunda kalıyoruz. Ağustos ayında oldukça verimli bir kitap okuma sürecinde çıktığımdan eylül ayına da bir o kadar mutlu bir başlangıç yaptım. Hatta eylül ayında okumayı planladığım kitaplardan olan Kafes'i 5 gün önce bitirdim. Beklediğimden çok çok keyif aldım. Diğer okumayı düşündüğüm kitaplar ise şöyle;

Neler Okudum?|| Ağustos - 2017

5 Eylül 2017 Salı


Yaz aylarının son günlerine artık girmiş bulunuyoruz. Bunun için oldukça sevinçliyim açıkcası. Zira herkesin de müzdarip olduğu aşırı sıcaklardan nasibimi almış ve artık sonbaharın o kırılgan yapraklarına bir miktar özlemiş bulunuyorum. Bununla beraber kendi okuma sayılarıma bakarak söyleyebilirim ki sonbahar-kış mevsimleri kitap okumak daha zevkli ve daha çok oluyor. Tatil gelince daha çok okurum havasına girsek de eminim birçoğunuz da benim gibidir. Tabi istisnalar her zaman aramızda.

Üç aylık tatilim boyunca en çok ağustos ayında kitap okumuşum. Bunun için omzuma pat pat vurduktan ve aferimlere boğduktan sonra eylül ayı için artık hazırım. Ayrıca kendinizi şımartmayı da ihmal etmemeli ve bir kitap alma hakkınız olduğunu hatırlatmayı unutmamalısınız. Ben kendi hakkımı Hepsiburada'nın perşembe günleri yapmış olduğu kitap indiriminden yararlandım. Hem de kargo 1 tl! Deymeyin keyfime.

Ağustos ayını toplamda 8 kitap okuyarak kapattım ve böylece huzurlu bir şekilde eylül ayına merhaba dedim. Bakalım neler okumuşum;

Özgürlüğe kamçı vuran yazardan özgür ruhlu bir karakter: Feniçka, Lou Andreas-Salome

28 Ağustos 2017 Pazartesi

Lou Andreas Salome hayatı ve bakış açısı bana şu soruyu sorduruyor: Özgürlük diye bir şey var mı? Bir gün özgür olmak istersek ne yapmalıyız? Aklıma takılan soruların cevaplarını keşke kendisine sorabilsem. Zira eminim vereceği cevap tam da şuna benzer olacaktır;

 “…Dünya sana hediye sunmaz, inan bana. Bir yaşam istiyorsan, çal onu…” 

12 Şubat 1861 yılında doğan Salome, yaşadığı devirde birçok olayda adı büyük harflerle anıldı. Bunun sebebi ise sanırım büyük yazarlar ile samimi ilişkileri olmasıydı. Tarih onu belkide acımasızca yargıladı belki de sadece doğrular çok fazla doğruydular. Rilke, Nietzsche ve Freud bu harika kadına olan aşklarından dolayı neler çektiler kim bilir? Bazıları Nietzsche'nin kadın düşmanlığının sebebi olduğunu bile söylüyorlar. Burada magazinsel bir süreç doğuyor fakat ben bu detaylara girerek ana konudan sapmak istemem. Zira detaylı bir araştırma yaptıktan sonra Salome'un hayatına ufak da olsa bir şeyler eklemek ve onu da blogumda konuk etmek istiyorum.
Eserlerine baktığımızda birçok türde yazıları mevcut. Din, felsefe, aşk ve psikoloji adeta onunla beraber güçlenmiş, gelişme göstermiştir. Bu bakımdan diğer kitaplarını da göz gezdirmek isteriz. Lakin dilimize çevirilen en azından benim araştırdığım kadarıyla iki kitabı mevcut. (Baskılarının olmayışından dolayı bulunabilen iki kitabı mevcut.) Bunlardan biri şuan bahsedecek olduğum Feniçka, diğeri ise okumakta olduğum ve muhtemelen bugün bitireceğim Arayışlar. Bunlar da novella tarzında yani hikaye ve roman arasında kalan küçük kitaplar. İkisini de alsanız eminim bir günde bitirebileceğiniz bu iki kitap adeta size Salome'un düşünce tarzını bir ayna gerçekliğiyle sunuyorlar.

Ana karakterimiz Max Werner Paris sokaklarında bir parti de ya da toplantı -tam olarak hatırlayamadığım bir mekanda- insanların tartışmalarına kulak kabartmış öylece dururken birden Feniçka/Fenya dikkatini çeker. Bu durum hayatını farklı kişilikler üzerinde bilgili biri olarak geçirmiş olan Max Werner için yine başka bir karakter analizinden başka bir durum gibi görünmemiştir. Fakat daha sonra Feniçka'nın ortamdaki olaya kendi yorumlarını eklemesiyle bu duruma kayıtsız kalamaz ve Max Werner de konuşmaya katılır. Bir süre sonra da bu tartışmaya aralarında devam eden ikili daha sonrasında yolları ayrılır. Yeniden buluştuklarında ilişkileri ayrı bir samimiyete bürünür. Baştaki o tutumları yok olmuş yerine dostluk seviyesine bürünen bu ilişki Max Werner'in platonik aşkına dönüşür.

Feniçka, ana karakterin kendini kişilikler üzerinde usta sanarken birden Feniçka ile tanışmasıyla yeniden bir çıkmazın içine giren Max Werner'i ve özgürlük, feminizm, evlilik ve dönemin erkek egomanyasına baş kaldırmak isteyen fakat bunu kısmen başarabilen Feniçka'nın hikayesini konu edinir. Kısacık bir kitap olmasına karşın içerisinde oldukça büyük konular barındıran ve Salome'un anlatım tarzıyla yoğrulmuş son derece akıcı bir novella aslında. Karakterler arasındaki değişimler her ne kadar kitapta işlenirken bir taraftan da çevre betimlemelerinin eksikliği kitabın eksi yönünü maalesef gizleyemiyor. Salome'un anlatmak istediği düşünceler yağmurun doluya dönüşmesiyle sarsıcı bir etkiye sahip oluyor ama aynı zamanda bu düşüncelerini aktarmak uğruna yazının sadeliği ve akıcılığı dışında verdiği haz bir bakıma yarıya indirgeniyor. Hatta kitabın sonunda o yarım kalmışlık hissiyle biraz daha Salome almak ister halde kalakalıyoruz.

Feniçka'nın bu tutumlarını feministlik olarak göremeyiz aslında. O kendisinin üniversite okumuş olan ve iyi bir eğitimin getirmiş olduğu ilimle düşüncelerinin tazelenmiş ve ferahlamış bir kadın olarak oluşturulmuş bir karakter. Konulara olan bakış açısını ve Max Werner ile olan dialoglarını kitabı okurken her saniyesinde zevkini çıkarırken aynı zamanda verdiği o unutulmaz aşk hakkındaki yorumları ile cümlelerin altının çizilmesi kaçınılmaz oluyor. O sözlerinden biriyle yorumu bitirmek ve Arayışlar'a geri dönmek istiyorum:

"Aşkı nasıl mı hayal ederdim? Ah, çok basit. Son derece sade ve sağlıklı. Sanırım hiç de şeytani ve romantik sayılamayacak şeylerle karşılaştırırdım aşkı. Her gün açlığımızı giderdiğimiz kutsal, doyuran ekmekle; her gün evimizi açtığımız hayat veren havayla. Sonuç olarak her şeyi borçlu olduğumuz, ama haklarında pek öyle tumturaklı laflar etmediğimiz en önemli, en güzel şeylerle." 

İkiz Kardeşler'in Brezilya Hikayeleri Ve: Öyküler, Fabio Moon & Gabriel Ba

24 Ağustos 2017 Perşembe

Şahsım adına konuşmam gerekirse belli başlı gündemdeki ülkeler dışında pek fazla ülke tanımışlığım yoktur. Hemen beynimin en önemli köşesine not düşmeli bu bakımdan. Yeni ülkeler, yeni kültürler öğren! Akabinde işte bu eksikle başladığım Ve: Öyküler hızır gibi yetişti. Brezilya hikayelerini kendi üsluplarını da ekleyerek iletmek istediklerini oldukça güzel bir biçimde yansıtılmış olarak çizgi roman formatında okuyoruz.


Bazıları kısa kısa hikayelerden oluşurken bazıları da uzun ama bir o kadar da etkili hikayeler barındırmasıyla Ve: Öyküler Brezilyalı ikiz kardeşler olan Gabriel Ba ve Fabio Moon'un orjinal ismiyle Çizgi Düşler etiketiyle basılmış. Daha önce Güngezgini'ni okuduysanız Ve: Öyküler'den istediğiniz tat biraz eksik kalacaktır. Tabi içinde "Kahve İçin Çok Geç" ile "Yansımalar I - II" hikayeleri için bir şans vermenizi şiddetle öneriyorum.

Ve: Öyküler'in siyah beyaz bir çizgi roman olduğunu da belirtmeden geçmemem lazım. Başlarda okurken yadırgadım fakat daha sonra hikayelerin sizi içine almasıyla o yadırgama bir hayranlığa dönüşüveriyor.

Gabriel Ba ve Fabio Moon'un ülkemizde çevrilmiş olan Ve: Öykülerden başka 2 tane daha çizgi romanları mevcut. Bunlardan biri yukarıda bahsettiğim ve yorumunu da blogda paylaştığım Güngezgini, diğeri ise bu sene yayınlanmış olan İki Kardeş. Umuyorum ki diğer çizgi romanları da kısa zamanda dilimize çevrilir.

Bir miktar Brezilya kültürü ve bir miktar da Moon ve Ba kardeşlerin felsefik düşünce sistemlerinden oluşan bu hikayeleri, çizgi roman formatında okumak oldukça zevkli ve zihin açıcı! Farklı bir deneyim ama fazlasıyla olumlu geri dönüş vaat etmesini saymıyorum bile. Okuyun, okutun! Ben çok sevdim.

goodreads: raggedybook
instagram: @raggedybook_
snapchat: raggedybook
twitter: @raggedybook
spotify: raggedybook
soundcloud: raggedybook
Made With Love By The Dutch Lady Designs