26 Aralık 2016 Pazartesi

2016 Favoriler || Kitap Sayfaları


Blogda en çok yazmaktan keyif aldığım yazılardan biri herhalde yıl sonu yazıları. 2016'ya dönüp baktığımda neleri doğru neleri yanlış yaptığımı ya da neler kaybedip neler kazandığımı görmek kendimle iç hesaplaşma gibi adeta. O yüzden bu yazılar beni her zaman biraz hüzünlendirmiştir.

Benimle beraber sanki blogum da yaşlanıyor ve yeni yeni şeyler öğreniyor/öğretiyor. Bu bambaşka bir duygu. Kolay değil. 2012'den beri burada kendi sevdiğim şeyleri paylaşıyor sevmediklerimi de genelde bloga yazmıyorum. Sanırım bu artık bir alışkanlık. Mutlu olduğum her anı sanki not etmek istercesine bloga özenle yazıyorum.

Bazen hangi kafada neler yazmışım diye açıp okuyorum ve bu beni daha çok kamçılıyor. Daha iyi, daha güzel şeyler yapmak isterken buluyorum kendimi. Benimle aynı zamanda bloglarını yayın hayatına sokan arkadaşlarım hatta dostlarım oldu. Her sıkıntımda bir şekilde onları yanımda hissettim. Bu çok güzel bir duygu. Yeni yeni insanlar da tanıdım elbet bu 5 sene içerisinde. Bloglarına girip de benim neden böyle blogum yok diye özendiğim, daha çok geliştirmeli ama şimdiden iyi bir yere geldiğini görebildiğim dediğim bir sürü blog var şimdi hayatımda. İsimlere birazdan detaylı bir şekilde ineceğim fakat bu yazı bayağı bir veda konuşması metnine dönüşmüş. Hemen düzelteyim: Belirtmeliyim ki hayatımın sonuna kadar yazmaya ve okumaya devam edeceğim. Çünkü bu benim. Kitap Sayfaları.

O zaman gelsin 2016 yılının favorileri!

*Küçük bir ekleme: 2016 yılında 40 kitap okudum. Hedefim aslında 45'ti daha sonra ulaşamayacağımı fark ederek en azından 40 kitap olsun dedim. Diğer yıllara göre daha iyiyim. Bakalım seneye 50'yi görür müyüm ki...
  • 2016 yılında okuduğum en iyi 6 kitap
+ Yeraltından Notlar, Dostoyevski 
+ Bazen Bahar, Melisa Kesmez
+ Kalanlar, Tezer Özlü
+ Sandman Vol 1 - 2 , Neil Gaiman
+ Güngezgini, Fabio Moon & Gabriel Ba
+ Cinder, Marissa Meyer
  • 2016 yılında keşfettiğim en iyi 3 yazar
+ Tezer Özlü (Kalanlar)
+ Melisa Kesmez (Bazen Bahar)
+ Dostoyevski (Yeraltından Notlar)

  • 2016 yılında veda ettiğim seri
Morganville Vampirleri, Rachel Caine 
  • 2016 yılında blogda en çok okunan yazılar
+ Her Gün, David Levithan || Kitap Yorumu
  • 2016 yılında blogda yazdığım yeni bir yazı dizisi
Kek ve Kahve Günleri
  • 2016 yılında en çok ziyaret ettiğim Blog/Site
+ Hayallerimde Ben
+ Goodreads


  • 2016 yılında izlediğim en iyi 4 film
+ Demolition (2015) ımdb 7.0/10
+ Doctor Strange (2016) imdb 7.9/10
+ Captain Fantastic (2016) imdb 8.0/10
+ Your Name (2016) imdb 8.8/10
  • 2016 yılında izlediğim en iyi yabancı dizi
+ The Big Bang Theory 

(Zaten severek izlediklerimi bu kategoriye koymadım. Mesela TWD ve Doctor Who zaten baş tacım! Bu sene The Big Bang Theory'ye başlamam herhalde yaptığım en iyi şeydi. Bu dizi hayat kurtarır ben diyim. Başlamak isteyenlere tavsiye ederim. )


  • 2016 yılında izlediğim en iyi 3 kore dizisi
+ Another Miss Oh 
+ Age of Youth 
+ Goblin 
  • 2016 yılında en çok dinlediğim 3 şarkıcı
+ Sia 
+ Zara Larsson
+ Balmorhea
  • 2016 yılında en çok dinlediğim 6 şarkı
+ Unstoppable, Sia 
+ Gansta, Kehlani
+ The Box, Damien Rice
+ Remembrance, Balmorhea
+ Anchor, Novo Amor
+ A Little Braver, New Empire
  • 2016 yılında en çok izlediğim youtuber
+ EREN NADİR AKŞAMOĞLU (Tehdit etti arkadaş. Mızrak sapladı. Gözü çıktı. Çamaşır suyu içti. Mecbur ekledik. )
+Barış Özcan
  • 2016 yılında en çok kullandığım 5 android uygulaması
+ TED
  • 2016 yılında en çok kullandığım sosyal ağlar
+ Twitter @raggedybook
+ Snapchat: raggedybook
+ İnstagram: raggedybook_
  • 2016 yılında en çok yediğim 3 abur cubur
+ Eti Puf
+ Kraker
+ Ülker Yupo Çokojelo *
  • 2016 yılında en çok içtiğim kahve
+ Mocha (Tchibo)


Hoh! Bitirdik mi 2016'yı? Böyle geldi ve geçti koskocaman bir yıl. Geriye dönüp baktığımda 2016 yılım bu saydıklarımla geçti. Yeni yazarlar, yeni şarkıcılar tanıdım. Yeni insanlarla tanıştım. Çok ilginç bir yerde hem de. Şimdiden kucaklamak istiyorum hepsini öyle tatlılar ki... İnsan nasıl bir araya gelir bunlar diye kendine sormuyor değil. Bilmiyorum sonumuz nasıl olur lkgldksgh

2016 biterken bana şu son sözcükleri fısıldadı:

"I don't care if I sing off key" 
"Şarkım detone olsa da umursamayacağım." 



Favoriler Yazılarım

2015 Favoriler || Kitap Sayfaları
Continue reading 2016 Favoriler || Kitap Sayfaları

7 Aralık 2016 Çarşamba

, ,

Goodreads 2016 Yılının En İyilerini Belirledi!


Goodreads, her sene olduğu gibi 2016'da da en iyi kitapları kullanıcıların verdiği oylarla seçti. Bende sıkı bir goodreads kullanıcısı olarak tabiki de oyumu kullandım. Goodreads'ten beni takip etmek isterseniz tık!

Bakalım kazanan kitaplar nelermiş:


  • Kurgu : Truly Madly Guilty - Liane Moriarty 
  • Gizem & Polisiye: End of Watch - Stephen King
  • Tarihi Kurgu: Underground Railroad - Colson Whitehead
  • Fantastik: Harry Potter and The Cursed Child (Harry Potter ve Lanetli Çocuk) - J.K. Rowling
  • Romantik: It Ends With Us - Colleen Hoover
  • Bilim Kurgu: Morning Star (Sabah Yıldızı) - Pierce Brown
  • Korku: The Fireman - Joe Hill
  • Mizah: The Girl with The Lower Back Tattoo - Amy Schumer
  • Kurgusal Olmayan: Hamilton: The Revolution - Lin-Manuel Miranda, Jeremy McCarter
  • Anı & Otobiyografi: When Breath Becomes Air (Son Nefes Havaya Karışmadan) - Paul Kalanithi
  • Tarihi & Biyografi: Leonard - William Shatner, David Fisher
  • Bilim & Teknoloji: Are We Smart Enough to Know How Smart Animals Are? - Frans de Waal
  • Yemek Kitabı: Cravings: Recipes for All the Food You Want to Eat - Chrissy Teigen
  • Çizgi Roman: Adulthood is a Myth - Sarah Andersen
  • Şiir: The Princess Saves in This One - Amanda Lovelace
  • Debut Goodreads Author: Rebel of The Sands - Alwyn Hamilton
  • Genç Yetişkin Kurgu: Salt to The Sea - Ruta Sepetys
  • Genç Yetişkin Fantastik: Court of Mist and Fury  - Sarah J. Maas
  • Çocuk Kitabı: The Trials of Apollo - Rick Riordan
  • Resimli Kitap: The Thank You Book - Mo Williems

İçlerinden okuduklarınız var mı? Benim daha çok okumak istediklerim var. :) 
Continue reading Goodreads 2016 Yılının En İyilerini Belirledi!
,

Neler Okumuşum? || Kasım - 2016


Tam 3 aydır 'Neler Okumuşum?' yayını yapmamışım. Hey! Ama az okuyunca insanın da bu postu yazası gelmiyor. Beni de anlayın. Neyseki bu ay hatırı sayılır bir okuma gerçekleştirmişim. Şükür. Aslında blogumla alakalı oldukça fazla şey yapmak istiyorum. Ama okul buna engel oluyor. Gerçi okumamda bir sıkıntı yaratmıyor. Okulun her yerinde beni bir köşede kitabıma gömülmüş olarak görme ihtimaliniz çok yüksek fakat sorun yine bende. Okuyorum ama yorumlar falan hep kalıyor. Böyle olunca da kendimi bloga yapılmış bir hata olarak görüyorum. Kendimle içsel tartışmalara giriyoruz ve tabiki iç sesim kazanıyor. Ben hangisiydim onu bilmiyorum. Her neyse ben başka bir şey için gelmiştim.

Konuya geçmeden önce bir duyuru yapıştırıyım şuraya. Biliyorsunuz normalde blogun hem facebook hem de instagram hesapları mevcut. Facebook hesabı aynen devam ederken instagram hesabım bir baktım ki hacklenmiş/çalınmış. SAÇMA sapan fotoğrafları beğenen bir hesap haline gelmiş. Bende mecbur onu kapatmak zorunda kaldım. Kapattım ama bayağıdır tekrar instagrama dönmek istiyordum. Geçen günlerde de yeniden instagrama döndüm. Şuradan ya da arama yerine '@raggedybook_' yazarsanız bana ulaşabilirsiniz. Takip edin bence. İnstastory'de bayağı aktifim. Minnak minnak şarkılar bile paylaşıyorum. Duyuru bitti.

Resimde görülen kalemler ile alakalı bir yazı yazmak istiyorum. Yazsam mı ki?

Kasım ayım da kendi özel yaşamım gibi bayağı karışık geçti. Bir öykü kitabı bir roman bir de çizgi roman okudum. Her tür vardı yani. Ne güzel. Çeşitlilik iyidir. Toplamda aslında az gibi görünüyor ama -tamam öyle birazcık.- fakat hepsi çok güzeldi. Özellikle Güngezgini çizgi roman okuma aşkımı arttırıp yazarların diğer çizgi romanlarını da alma isteği uyandırdı.

Hepsine biraz göz atalım o zaman;

  • Kan ve Yıldız Işığı Günleri - Laini Taylor = 4.5/5
  • Bazen Bahar - Melisa Kesmez = 5/5
  • Güngezgini - Fabio Moon & Gabriel Ba = 5/5

*Kitapların isimlerine tıklayarak blogda yazdığım yorumlarına ulaşabilirsiniz.

Kan ve Yıldız Işığı Günleri, ekim ayında okumaya başladığım ama kasım ayında bitirebildiğim bir kitap oldu. Aslında bu kadar uzun elimde sürünmemesi gerekiyordu. Fakat kitabın hem daha karmaşık bir döngüye girmesi nedeniyle hem de bu kitabı salaklık yapıp sürekli okulda okumaya çalışmam yüzünden kendimi kitaba veremedim. Bu yüzden de güzelim kitap bir o yana bir bu yana süreklenirken bitiremeyişim ve kitaptan ayrı bir kafada oluşum bu sonucu doğurdu. Ama yine de serinin mükemmelliğini daha ilk kitapta şu yorumda da bahsettiğim gibi bildiğimden üçüncü kitabını almıştım. Aralık ayında seriye son verebilirim ama bilemiyorum. Elimde 4 kitap var okuduğum. O yüzden söz veremiyorum.

Bazen Bahar, Melisa Kesmez ile tanışma kitabım. İyiki tanışmışım dediğim kitap. Beklentilerimi sonuna kadar karşıladı. Her gün okumadan yavaş yavaş sindire sindire kitabı okudum. Her hikaye beni bir başka dünyaya götürdü. Beni kendi dünyamda boğdu. Böyle güzeldi bayağı. Fuardan da diğer bir kitabı olan Atları Bağlayın Geceyi Burada Geçireceğiz'i aldım. O artık 2017'de okunacak. Yeni bir kitabını alana kadar muhtemelen okumam da. Hepsini bitirmek istemiyorum. Bu kadın hep yazsın!

Güngezgini için ne diyebilirim başka bilemiyorum. Yorumda bayağı döktürdüm. Gidip okuyabilirsiniz bence. Çok güzel yazdım. :)

2016'nın son ayındayız. Çok hızlı geçti. Bir yandan da hiç geçmedi. Hem kişisel hem de genel olarak oldukça zor olayların içindeydim/dik. Bu yıl bittiğinde 2017 bize güzel davranır mı? Güzel günler gelecek mi? Gelsindi. Bekliyorduk. Bekliyoruz.


Neler Okumuşum? | 2016 Yazılarım:

Neler Okumuşum? || 2016 - Ocak
Neler Okumuşum? || 2016 - Şubat
Neler Okumuşum? || Mart - 2016
Neler Okumuşum? || Haziran - 2016
Neler Okumuşum? || Temmuz - Ağustos | 2016

Continue reading Neler Okumuşum? || Kasım - 2016

3 Aralık 2016 Cumartesi

, , , , ,

Güngezgini - Fabio Moon & Gabriel Ba || Çizgi Roman Yorumu

İlk çizgi romanım Güngezgini. Aslında çizgi romanların pahalı olmasından dolayı bu türe yaklaşamıyordum. Ama içimde hep bir okuma isteği gezmiyor değildi. Almak istediğim zilyon tane kitap olunca zaten çizgi roman almaya da sıra gelmiyordu. Sonunda İstanbul Kitap Fuarı'nda artık bu hasrete bir son verdim ve 4 tane çizgi roman aldım. Şu yazıdan neler aldığıma da ayrıca bakabilirsiniz.


Kahramanlık temalı çizgi romanlar yerine daha farklı bir çizgi roman olan Güngezgini, herhangi bir  çizgi romanda rastlayamayacağımız bir konuya sahip bence. Daha önceden çizgi roman diyince aklıma hep marvel filmleri geldiğinden olsa gerek bana oldukça farklı geldiğini söylemeliyim. Ama bu farklılık olumsuz bir etki yaratmıyor. Aksine sizi daha çok çizgi romana bağlıyor.

Çizgi romanın en arkasında 'HAYATINIZIN EN ÖNEMLİ GÜNLERİ HANGİLERİ?' diye bir soru yer alıyor. Aslında bu çizgi romanın temasına oldukça uygun bir soru. Sayfaları çevirirken bu soru hep aklımda tekrarlandı durdu. Hayatımızda her gün aynı geçmiyor fakat bazı günler bizler için çok önemli. Mesela doğum günlerimiz. baş karakterimiz Bras, doğduğunda her yerin elektriği kesikmiş. Kimse neler olduğunu bilmiyor ve bu elektrik kesintisinin doğum sırasında olmasına bir anlam veremiyordur. O an Bras'ın doğması bir mucize gibi görülür ve bu hikaye bir efsane gibi anlatılmaya başlanır. Bras'ın hayatı çizgi romanın konusu olurken aslında hayatının hangi anları onun için değerli olduğunu anlamaya ve onun anlarına seyehat ediyoruz.


Konusu aslında sözcüklerle anlatılması zor. Çünkü birçok metefora değiniyor. Yaşam ve ölüm arasında gelişen anlarına şahit olurken çizgi romanın yazarlarına olan saygımız bu süreçte hep artarak devam ediyor. Bir anda çocukluğundayken bir anda ünlü bir yazar hatta evli ve bir oğlu olduğunu okuyabiliyoruz. Tabi bu olay akışı harika bir şekilde çizgi romana yedirilmiş. Bir alkış da bu akışın harika işlenmesine gidebilir.

Bras aynı zamanda insanların ölüm tarihlerini yazmak gibi garip bir işi var. Aynı babası gibi bir yazar olmak isterken kendini bu garip işi yaparken buluyor. Ölümlerin insanları nasıl üzdüğünü biliyoruz fakat bunu metine dökmek nasıl olur hayal edemiyorum. Ama Bras'ın bunu hakkıyla yaptığı bir gerçek.

Benim fuardan aldığım Güngezgini, Gabriel Ba'nın ikinci baskıya özel bir önsöze sahipti. Aynı zamanda çizimlerin eskizleri ve cilti olması da çok güzel detaylardan biri. Dediğim gibi benim ilk çizgi romanım olmasından dolayı da yeri hep çok ayrı olacak ama yazarların diğer bir çizgi romanı Ve: Öyküler'i de keşke fuarda alsaydım dedirtmedi değil. Hatta yine aynı yazarlar ile birlikte Neil Gaiman'ın da katkısı olduğu Partilerde Kızlarla Nasıl Konuşulur isimli çizgi romanı da listemde ilk sıralara ekledim. Yine liste doldu... Hİç son bulmayacak değil mi?

Puanım: 5/5 

Bu kitap Kitap Sayfaları'nın 2016 Favoriler listesindeki kitaplardan biri!
Continue reading Güngezgini - Fabio Moon & Gabriel Ba || Çizgi Roman Yorumu
, , , ,

Bazen Bahar - Melisa Kesmez || Kitap Yorumu

Hikayeler bizi kendimize götüren, düşüncelerimizi çay kaşığı ile karıştıran ve bunu en küçük bir tereddüte dahi yer vermeden yapabilen türlerden biri. Bazıları baş ucu kitaplarımız bazıları da yol arkadaşlarımız. Benim hikayelere bakış açım da tam olarak böyle. Ben okurken bütün sıkıntılarıma bir perde indiren ama aynı zamanda da yeni dertler ile de kavrulmamı sağlayabilen... Bu tanımlara bir de 'bizden, içimizden' alınan hikayeler olmasını eklersek karşımıza Bazen Bahar çıkıyor.


Melisa Kesmez ile tanışmamız biraz uzun bir zaman aldı. Fakat zamanın uzunluğu beni sonunda Kesmez ile tanıştırıyor. Zaman bizi istediğimiz yere götüyor galiba.

@baldanberi'nin oldukça sevdiği bir kitap olması hemen benim de dikkatimi çekmişti. Ne zaman aldığımı hatırlamasam da aldıktan birkaç gün sonra da başladığımı söyleyeyim. Toplamda 10 öykünün bulunduğu Bazen Bahar, uzun zamandır aradığım o mayhoş tadı aynı zamanda da kendimi/zi görebildiğim ve bulduğumda da sıkıca sarılıp herkese önermem gerek dediğim bir kitap oldu.

Her hikaye beni çok başka yerlere misafir etti. Sanki gizliden o hayatlara ait oldum. Bazen beni de içlerine aldılar, sen de ailedensin dediler. Üzülmemem için bana sıkıca sarıldılar. Ben de sarıldım sıkıca bu hikayelere. Bırakmak istemezcesine her hikayeden sonra uzun aralar verdim kendime. Bitirmek biraz zoruma bile gitti. Melisa Kesmez sizi tekli koltuklardan birinde bir kahve içmeye davet ediyor adeta.

Üslubu da bir o kadar hikayelere etkilemiş belli ki. Okurken sözcüklere adeta bir yorgan örtmüştü. Üşüseler bile bir yorganın rahatlığı vardı. Hikayeler ile bütünleşmişti artık Melisa Kesmez'in üslubu. Daha sonra bu tadı başka yazarlarda da aramak isteyeceğimiz türdendi.

Bütün hikayeleri sevsem de bazıları yine bir tık öndeydiler. Domates Tohumları, Telefon Kulübesi ve özellikle Bir Bahçeyi Beklemek hikayeleri için Bazen Bahar'a bir şans vermeniz gerektiğini söyleyebilirim.

Puanım: 5/5

Bu kitap Kitap Sayfaları'nın 2016 Favoriler listesindeki kitaplardan biri!


goodreads: raggedybook
snapchat: raggedybook
instagram: @raggedybook_
twitter: @raggedybook
kitapsayflari@hotmail.com


Continue reading Bazen Bahar - Melisa Kesmez || Kitap Yorumu

27 Kasım 2016 Pazar

, , , ,

Kitap Fuarından geriye kalanlar. || Kasım - 2016



Şu yazıda devam edecektir diye not düştüğüm fakat daha sonra araya haftanın girmesi üzerine bende ikinci yazımın konseptini değiştirmeye karar verdim. Hem son olarak ne aldığımdan hem de fuar hakkında deneyimlerimi bu başlık altında birleştirmiş olacağım.
Kitap fuarları bizim ülkemizde oldukça rağbet gören fuarlardan biri. Birçok insanın üşenmeden gittiği ve ciddi katılımların olduğu kitap fuarı her yaş için kapılarını bu sene de açmış oldu. Kitap fuarına ziyaretin yetkililer tarafından daha çok hafta içi yapılması gerektiği söylense de ben bu görüşe katılmıyorum. Bu sene iki kere gittiğim fuarda da hafta içi gittiğimden bunu önermemem için oldukça sağlam nedenlerim oluştu. Hemen birkaç maddede bunu açıklayayım:

  • Hafta içi büyük ihtimal ilkokul, ortaokul, lise ve üniversite öğrencilerinin topluca gittikleri ve sürüden ayrılanı kurt kapar deyimini ciddiye aldıklarından dolayı da birbirlerinden ayrı gezmedikleri için izdiham yaşanılması kaçınılmaz oluyor. (Buna özellikle dikkat edin.)
  • Bu hengamenin içerisinde sizde bir bunalma, istemsiz bir şekilde niye geldiğinizi anlayamamaya ve bundan mütevellid de kitapların o mayhoş ortamına ayak uydurmak yerine kendinizi güvenceye almak için kalabalıktan uzaklaşma ve oradan çabucak ayrılma isteği beyninizde yankılanıyor.
  • Buluşmak istediğiniz arkadaşlarınızla hafta içi buluşmak da bir o kadar zor oluyor. Çünkü herkes genelde boş olduğu zamanlar yani hafta sonları gelmeyi tercih ediyor. (Sınavları dolayısıyla gelemeyen kişilerden bahsediyorum.)
  • Birçok blogger ve bookstagram kullanan kesimin de hafta içini tercih etmediği bir gerçek.
  • Fakat standda her gün çalışan ponçik kişileri de unutmamak lazım. Birkaç kişiyi bu sayede hafta içi görebilirsiniz. (@tozlubavul 'a öpücük yollar.)
  • Lakin herkesi görmek isterseniz bu yine size bir hüsrana sürükleyebilir. 
Bunlar haricinde yine yemek yemek ve dinleme yerleri fuar zamanı hep dolu oluyor o yüzden buna yapacağımız bir şey yok maalesef ki.


Fuarın beşinci günü yani çarşamba günü ben kendi okulumun edebiyat grubu ile gittiğim için farklı bir deneyim olduğunu söyleyebilirim. Fuarlara genelde ailem ile gittiğimden bu konuda farklı olması kaçınılmazdı zaten. Arkadaşları korkutmamak için ben ilk gün gittiğimde zaten istediğim birçok kitabı almış olduğumdan almak istediğim diğer küçük kitapları da o gün aldım. Onlar da şöyleydi:

  • İnsan Ne İle Yaşar - Tolstoy  (Koridor Yayınları)
  • Atları Bağlayın Geceyi Burada Geçireceğiz - Melisa Kesmez (Sel Yayıncılık)
  • Yalnızlık - Hasan Ali Toptaş  (Everest Yayınları)
  • Kabuk Adam - Aslı Erdoğan  (Everest Yayınları)
  • Kendine Ait Bir Oda - Virginia Woolf  (Aylak Adam Yayınları) 
Toplamda 20 kitap ile bu seneki fuarı kapatmış oldum. Geçen seneye göre daha fazla kitap almam beni birazcık ürkütse de aldıklarımı güzelce okuyacağım. O yüzden pişman değilim. 

Kendime son olarak şu notu bırakmak istiyorum: Lütfen bir dahaki sene fuara hafta sonu git! 

Sevgiler,
2017 kitap fuarında görüşürüz!


İstanbul Kitap Fuarı Yazılarım;

35. İstanbul Kitap Fuarı || Aldığım Kitaplar - İlk Gün (14.11.16)

34. İstanbul Kitap Fuarı || Aldığım Kitaplar 

31. İstanbul KİTAP Fuarı || Gidemiyorum
Continue reading Kitap Fuarından geriye kalanlar. || Kasım - 2016

20 Kasım 2016 Pazar

, , ,

35. İstanbul Kitap Fuarı || Aldığım Kitaplar - İlk Gün (14.11.16)

Sonunda bu yazıyı girebildiğim için bin şükür ederek yazıya başlamalıyım sanırım. 35. İstanbul Kitap Fuarı bugün sona ererken artık bu yazının gelmesi farz olmuştu. Malum twitterdan beni takip ediyorsanız geçen hafta bildiğiniz gibi vizelerim vardı. Onların bitişi benim fuara gidişim demek olduğundan nasıl bir hafta olduğunu inanın hatırlamıyorum. Ama her şeye "sakin ol ve kitap fuarını bekle!" diyerek katlandığımdan sanırım o hafta hızlı geçmiş oldu. Her yer fuar snapleri, instagram fotoğrafları ile dolarken ben son vizeme girmiş ve mutluluktan havalara uçuyordum. Zira yılın en sevdiğim zamanı İstanbul Kitap Fuarı olduğu hafta! Evet, bu yazıyı yazarken bile hala anılarım aklıma gelip gülümsüyorum. Yakaladınız! 😀

Bu seneki fuara şanslıydım ki 2 defa gidebildim. Fakat bir yönden de şanssızdım ki o da sevgili Eren'i ve diğer birçok blogger arkadaşımı görememiş olmam. Gerçekten bu beni çok derin yaraladı. Çünkü her sene illa Eren ile bir yayınevi gezmece yapardık. Bu sene kısmet olmadı. Fakat 2 gün tüyapta olmam biraz olsun acımı hafifletmeyi başardı. Her neyse. İlk seferimi 14 Kasım 2016 pazartesi günü burada da duyurduğum şu yazı ile fuara gideceğimi belirtmiştim. Bu arada o gün ilk defa ailem olmadan bir tüyap geçirecektim. (Malum ben Tekirdağ'da oturduğumdan İstanbul'a tek başıma gitmeye iznim yoktu. Ta ki bu zamana kadar. ) Ailem olmadan diyorum ama öyle tek başıma da değilim hani. Aslı'nın da bana eşlik ettiği zorlu bir fuar macerasıydı. Neden zorlu dediğime birazdan geleceğim ama ilk olarak ana konumuz olan fuardan aldığım kitaplara bir göz atalım.

  •  Kızıl Yükseliş - Pierce Brown (Pegasus Yayınları - Seri olarak 63 TL idi.)
  • Altın Oğul - Pierce Brown
  • Sabah Yıldızı - Pierce Brown
  • Hava Uyanıyor - Elise Kova (Yabancı Yayınları - 20 TL)
  • M Treni - Patti Smith ( Domingo Yayınları - 15 TL)
  • Çöküş ve Yükseliş - Leigh Bardugo (Martı Yayınları - 10 TL)
  • Freud Olmak - Bir Psikanalistin Gelişimi - Adam Phililps (YKY - 8 TL sanırım.)
  • Çile - Necip Fazıl Kısakürek (Büyük Doğu Yayınları - 16 TL)


  •  Yeni Tarama Sözlüğü - Cem Dilçin (TDK - 11 TL)
  • Yazım Kılavuzu (TDK 6 TL)

  • Güngezgini - Fabio Moon & Gabriel Ba (Çizgi Düşler - 35 TL)
  • Sandman 1 Prelüdler & Noktürnler - Neil Gaiman (İthaki Yayınları - 22.5 TL)
  • Sandman 2 Bebek Evi - Neil Gaiman (İthaki Yayınları - 22.5 TL)
  • Puslu Kıtalar Atlası - İlban Ertem (İletişim Yayınları - 20 TL)
Toplam 14 kitap ile ilk günden yaptığım listeye uymadığımı anlamış oldum. Aslında listede olup da fuarda sorduğumda internet fiyatından pahalı olan kitapları almayı ertelediğim için başka kitaplara gözüm kaymış olabilir. Bunu hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Güzel indirim yapan yayınevleri yine pek yoktu. Martı Yayınları yine 10 TL'lik kitapları ile muhteşem görünüyordu. İletişim Yayınları'nın da Puslu Kıtalar Atlası'nı 20 TL gibi yine müthiş bir fiyata satması beni kalbimden vuran bir başka yayıneviydi. Genel olarak sadece gezmelik ve gözünüz kalmasın diye bir iki kitap alarak günü kapatabileceğiniz bir fuardı diyebilirim. Benim gibi yapmayın yani. 14 kitabı aldıktan sonra ise "Aboo ben ne yaptım?!!" şeklinde bir şaşırma, daha sonrasından gelen acaba beni eve alacaklar mı sorunsalı ve en önemli soruyu kendime sordum: Ben bunları nasıl taşıyacağım? Evet. Şimdi zor kısma geldik arkadaşlar. 

Biz Tekirdağ'dan uçarlar ile geldiğimiz için yine dönüşümüzü aynı şekilde uçarlarla yapacaktık. Yani plan bu yöndeydi. Ki öyle de oldu fakat uçarların yazanesinin fuara olan uzaklığını hafife almamak gerekiyormuş arkadaşlar. Bizzat denedim ve 14 kitapla o yol İŞKENCEYE dönüştü. Ciddiyim. Bir ara beni bırak sen git modundayken bir ara da acaba otostop mu çeksem ya da beyfendi bize yardım eder misiniz bakışları attığım birkaç amcadan sonra kimsenin beni takmadığını anladım ve yürümeye devam ettim. Taksiyi bile kestik ama onca para kitaplara gitmişken taksi parası vermek takdir edersiniz ki çok zor geldi. Mesafe aslında çok uzun değil. Sadece 14 KİTAPLA ÇOK UZUN.

Eve döndüğümde omzumun ağrısını unutmuş kitaplarımı seviyor olsam da hiç unutamayacağım bir tüyap olduğunu söyleyebilirim. Hem benim ilk ailem olmadan gittiğim bir tüyap olmuş oldu hem de uzun bir aradan sonra kendimi kitapların arasında kaybolmuş bir vaziyette oluşum ee bir de fuar atmosferini yeniden tatmış olmamı da eklersek mutluluğun tanımını yapmış bulundum. Güzeldi. Her sene ayrı bir heyecan ile fuarda olmak insanı mutlu ediyor. Biraz mutlu olmak güzel bir şeydi.


İKİNCİ YAZI İLE DEVAM EDECEK...
Continue reading 35. İstanbul Kitap Fuarı || Aldığım Kitaplar - İlk Gün (14.11.16)

14 Kasım 2016 Pazartesi

, ,

35. İstanbul Kitap Fuarındayım!


14.11.2016 yani bugün İstanbul Kitap Fuarı'nda olacağım. Gelip tanışmak isteyen nasıl bulabilir beni bilemiyorum ama orada olacağım. Alacağım kitapların listesini ve diğer ıvır zıvırları da hallettim ve şuan yoldayız. Tabikide Aslı ile ;)

Almamı istediğiniz kitapları yorum olarak bırakabilirsiniz. Bakalım neler alacağım. Her seferinde fuara gitmeme rağmen bu heyecanın hiç sönmemesi harika bir şey değil mi? :)

Saat: 10.38
Konum: İstanbul yolunda.
Snapchat: raggedybook
Continue reading 35. İstanbul Kitap Fuarındayım!

29 Ekim 2016 Cumartesi

, ,

Buradayım - Clélie Avit | Kitap Yorumu

"Üşüyorum. Açım. Korkuyorum.
Bunları hissediyor olmalıyım."

Go Kitap'ın en yenilerinden olan Buradayım, sizi daha ilk sayfadan bu kelimelerle cezp etmeyi başarıyor. Her ne kadar hikayenin ana temasını kullanan oldukça etkili yazarlar olsa da Buradayım'a bir şans vermek istemiştim. İyi ki de vermişim diyorum çünkü aşına olduğumuz komada kalan hastaların hikayesi dışında oldukça dikkat çekici küçük detaylar var. Arka kapak yazısını az çok okuduğunuzu farz ederek konudan çok karakter ve o kurgudaki küçük etkilerden bahsetmek istiyorum.


Elsa, pek tanınmayan bir meseleğe sahiptir. Kendisi dağcılık yapıyor fakat işi göründüğü kadar basit değil. Yürüyüş rotalarının haritalarını çıkaran bir enstitüde çalışıyor ve buzul bölgeleri onun uzmanlık alanı. Bunu öğrendiğinizde  yazarın küçük ama oldukça etkili bir detay eklediğini fark ediyorsunuz. Karakterin kişiliği üzerinde farklı bir bakış açısı getiren şahane bir detay bana göre. Gerçekten böyle bir meslek var mı bilemiyorum ama hikayeye tutunmamı sağladığı bir gerçek.

Bir gün her zaman ki gibi dağ için son kontrollerini yaparken aslında rutin yapılması gereken ip kontrollerini bu sefer düzgün bir biçimde yapmıyor ve Elsa'nın dağdan kopup kendini aşağıda bulması bir oluyor. Bu durum onu komaya sokarken gelelim hikayenin ikinci bakış açısına.
Thibault'un erkek kardeşi birgün araba kazası yapar ve bu kazada iki küçük çocuk da öldürür. Kardeşinin böyle bir durumun içinde olması Thibault'u kardeşinden nefret etmeye doğru sürüklerken bir yandan da mecbur olduğundan dolayı da kardeşini ziyaret günlerinde görmesi için annesini hastaneye bırakması gerekiyordur. Aynı zamanda sevdiği kadından da üzücü bir şekilde ayrılmış olması hayatındaki bir başka sorundur. İster kader diyin ister tesadüf bu iki kaza aslında iki ana karakterimizi de yeni bir umut olacaktır.

Thibault annesini beklerken birden kendini Elsa'nın odasında bulunca merakına yenik düşer ve onun hayatına giriş yapar. Buradan sonrası kitaptaki o mayhoş satırlarda gizli.


Komadaki hastaların konuşamasalar da dışarıdaki sesleri duyduklarına dair bir teori olduğunu biliyoruzdur. Elsa da yaşadığına dair bir tepki veremese de içten içe her şeyi duymaktadır ve hem ailesine hem de arkadaşlarına hala burada olduğunu anlatmaya çabaladığını kitap boyunca okuyoruz. Aynı zamanda Thibault ile olan ilişkisi de bir o kadar okunmaya değer. Hele ki herkes ona her an kırılabilecekmiş gibi kibar davranırken Thibault'un onunla normal bir insanmış gibi konuşması bizi biraz da olsa o olumsuz havadan sıyırıyor. Bu durum hem gülmenize sebep oluyor hem de siz olsaydınız o durumda aynı şekilde davranır mıydınız diye düşündürtüyor.

Thibault'un en yakın arkadaşının bebeği de bir diğer küçük ama etkili bir detaydı. Bebeğin vaftiz babası olması ve ona verilen sorumlulukları yerine getiriş yöntemi okurken koma teması içindeki hikayeyi biraz daha olsa yumuşatmayı ve o buhranlı havayı dağıtmayı başardı.

Kitabın tek sevmediğim yönü ise sonu oldu. Yazar o kadar bitirmek istemiş ki her şeyi bir sayfaya sıkıştırmış gibi geldi bana. Okuyucuya biraz daha o süreci okutması gerektiğini düşünüyorum. Yine de bu olumsuzluğa rağmen kitabı genel olarak kötü diyemiyorum. Kafa dağıtmak istediğinizde okuyabileceğiniz hoş bir kitap olduğunu söyleyebilirim.

Kitap Adı: Buradayım
Orjinal Adı: Je Suis Là
Yazar: Clélie Avit
Yayınevi: Go Kitap
Tür: kurgu, romantik
Sayfa Sayısı: 260
GR Puanı: 3.83
Puanım: 4/5
Continue reading Buradayım - Clélie Avit | Kitap Yorumu

23 Ekim 2016 Pazar

, , ,

Bkmkitap.com ve D&R'dan yaptığım kitap alışverişi || Başka diğer şeyler

Haftasonlarını seviyorum fakat bu çoğumuzun tatil için sevdiğinden ziyade benimki blogumla ilgilenebildiğim nadir zamanlar olmasını kapsıyor. Bu size biraz garip gelebilir. Nedense blogumla ilgilendiğim her saniye benim için kendime ait bir yerde özgür olduğumu ve ufacık karışık dünyamdan biraz da olsa uzaklaştığımı hissettiriyor. Neler yapıyorum  ya da hangi kitabı okuduktan sonra yorumunu girmem gerekiyor bunları düşünürken ve zaman ayırırken insan ister istemez zaten o dünyadan kopuyor ki bu harika bir olay. Buna ihtiyacınız oluyor. Kendi tedavinizi bulmuş gibi olmuyor musunuz? Bence buluyoruz. Şimdi tedavi falan hayırdır ağır hasta mıyım ya da ölüm döşeğinde miyim gibi kafa kurcalayan sorular aklınıza gelebilir veyahut gelmeyebilir. Bunlara ne cevap vereceğim ne de üstünde duracağım ama şunu desem herhalde birçoğunuz anlar: Kitap okuyamıyorum. İnsanı üzüyor.

En son okuduğum kitap Go Kitap'tan basılan 'Buradayım' adlı kitaptı. Aslında elimde uzun zamandır sürünüyor. Fakat bu kitabın suçu değildi. Hatta dün son  20 sayfasını bitirmediğim için artık kitabı okumam gerek diyerek sonunda huzur içinde onu kitaplığıma koyabildim. Bence dili olsaydı bana sitem eder ve dün akşamda bana "hele şükür bitirdin pislik." derdi. Kitaplar konuşabilselerdi benimkiler bana tükürürdü ve kitaplığımdan koşarak uzaklaşırlardı. Keşke konuşabilseler.

Lafı yine nerden nereye çekmişim! Üzülmeyin sevgili okur çünkü eğer üçüncü paragrafa kadar geldiyseniz buradan sonrası ana konuyla çok ilgili bir paragraf olacaktır. (Çok da güvenmeyin yine de. )


Bkmkitap.com sitesini ilk olarak Eren'den duymuştum. Kendisinin alışverişinde bir kitabı hiçbir yerde bulamadığını fakat bu sitede o kitabı bulduğunu söylemiş ve kargonun da sorunsuz bir şekilde geldiğini ilave etmişti. Bende bu sözlere güvenerek kitap siparişimi verdim. Aslında aklımda Tüyap'a kadar kitap almamak vardı fakat şöyle bir gerçek var ki ben Türk Dili ve Edebiyatı bölümü okuyorum. Bu da demek ki her an her saniye kitap almamız ve o kitapları okumamız gerekiyor. Bundan şikayetçi olduğum anlaşılmasın sadece planlarımın bozulmasına biraz üzüldüm. Şuan iyiyim. Kitap almak bir insanı nasıl mutsuz yapar ki zaten! ;)

Üstteki kitapların arasında tuğlaya benzeyen bir kitabın da olduğu kitap kargomda neler almışım biraz inceleyelim o vakit.

  • Emile - J.J. Rousseau
Tanziman Edebiyatı dersimize giren hocamızın bütün derslerinde mutlaka bir kitap önerisi alırsınız. Emile'de bu kitaplardan biriydi. "Bunu okumayan edebiyatçı demesin kendine." diyerek en azından beni gaza getirdi ve kitabı hiç de sayfa sayısına bakmadan sepetime ekledim. Almadan önce baksamda almaktan vazgeçmeyecektim ama yine de "nasıl okuyacağım acaba?" diye düşünmeden kendimi alamıyorum.
  • Üç Anadolu Efsanesi - Yaşar Kemal
Türk Halk Edebiyatı dersimizin vizesinde sorulacak olan kitap olur kendileri. Hala bitiremedim ama hocamız duymasın. ;)
  • Efrasiyab'ın Hikayeleri - İhsan Oktay Anar 
Yine Türk Halk Edebiyatı dersinin finalinde sorumlu olduğumuz bir kitap. Aynı zamanda İhsan Oktay Anar ile tanışma kitabım olacak. Biraz heyecanlıyım. Çünkü Puslu Kıtalar Atlası kitabının çok methini duymuştum ve o kitapla yazarı tanıyacağımı planlarken bu çok ani bir değişiklik olacak.
  • Korkuyu Beklerken - Oğuz Atay
Karşılaştırmalı Edebiyat dersine alınan yine mükemmel bir kitap. Oğuz Atay'la Bir Bilim Adamının Romanı kitabıyla tanımıştım. Yorumuna şuradan ulaşabilirsiniz.
  • Yabancı - Albert Camus 
Yabancı da benim kişisel okuma listemden seçilen bir kitap. Kargo bedava olsun diye eklenildi. 


Bir diğer kitap alışverişimi de D&R'dan yaptım. Aslında şuan üst resimde bir kitap daha olması gerekiyor fakat yok. Neden? HALA TEDARİK SÜRECİNDE ÇÜNKÜ!
Cidden! Bu cümleden ne kadar nefret ettiğimi en azından anlamanız açısından büyük harflerle yazmaya çalışsam da ben yine de tatmin olamadım. Her neyse. Kitaplar geldi pekala ama zaten ben tedarik sürecinde kalan kitap için bu siparişi yaparken sizin o kitabı bana yollamayışınız beni derinden yaralıyor sevgili D&R. O kitabın ismini sinirle yazmayı unutmuş olmam da geriye dönüp de sinirle yazdığım satırları silmeme engel olmayacak. Yeni Tarama Sözlüğü'mün en kısa sürede gelmesini istiyorum. Umarım gelir. O zaman aldıklarıma geçelim?
  • Katip Bartleby & Benito Cereno - Herman Melville 
  • Kör Baykuş - Sadık Hidayet 
  • Ben Bir Gürgen Dalıyım - Hasan Ali Toptaş
  • Amok Koşucusu - Stefan Sweig 
  • Sisifos Söyleni - Albert Camus
  • Yeni Tarama Sözlüğü - Cem Dilçin 
Bu kitap alışverişlerimde iki farklı kitap sitesini kullandım. Bkmkitap.com'u mutlaka girip bir inceleyin. Stoklarında bulunmayan birçok kitap sitesindeki kitaplar burada mevcut. Ayrıca kargo çok hızlı bir şekilde elinize ulaşıyor ve babil.com gibi size kitaplarınızın sağlam ulaşmadığında verdikleri bir kart sayesinde tekrar iade edebiliyorsunuz. Aslında bu diğer kitap sitelerinde de var fakat bu kadar hızlı olacağını pek sanmıyorum. Ya da o güvenceyi vereceklerini. 

D&R'ın kitap kargosunu pek beğenmedim. Ben Bir Gürgen Dalıyım kitabının sayfalarının bazıları katlanmış bir şekilde geldi ve eğer bir kitabı elinizde yoksa onu satışta olarak göstermeniz hiç hoşuma gitmedi. Hala bekliyorum. Gelirse bir şekilde burada duyuracağım. 

Onun dığında söylemek istediğim bir şey de cumartesi - pazar günleri blogda yazı görmenizin oldukça muhtemel olacağıdır. Hatta eğer üşenmezsem Buradayım kitabının yorumunu yarın yazabilirim. Böylece hem blog aktif olmuş olacak hem de ben birazcık da olsa vicdan azabımı azaltabileceğim.  

Kendime Not: Birkaç ay, yıl geçtikten sonra tekrar bu yazıları okuduğunda Sia'nın şarkılarına acayip derece takıntı yaptığını bil istiyorum. Çünkü böyle şeyler her zaman önemlidir. Ek olarak biraz üzgünsün.
Continue reading Bkmkitap.com ve D&R'dan yaptığım kitap alışverişi || Başka diğer şeyler

16 Ekim 2016 Pazar

Kek ve Kahve/Çay Günleri #2

Kek ve Kahve Günleri an itibariyle 'Kahve/Çay' olarak değiştiğini söyleyerek konuya giriş yapmak istiyorum. İlk yazıma gelen yorumlara ve daha sonrasında Sade ve Derin blogunun sahibesinin de bir yazısında bahsetmesi üzerine zaten kafamda olan bir seriyi biraz daha şevk ile yapmaya karar vermiştim. Fakat bu konsept her zaman oturup da yazacağım bir yazı olmadığından aradan bayağı bir zaman geçmesini anlayışla karşılayacağınızı düşünüyorum. Bunun haricinde blogum ve ben zamandan ve çevre koşullarından mütevellid bayağı bir süreçten geçmekteyiz. Neyseki bu süreci olağan karşılıyor ve artık klişelerin klişesi olan 'değişmeyen tek şey değişimdir.' diyerek asıl konuya geçiyorum. 

Lipton burada sponsorluk yapmıyor arkadaşlar.

Kafam perşembe pazarı gibi olduğunda kendimi burada bulmam kaçınılmaz olmaya başladı. Eskiden olsa bu karışıklıkta boğulmayı tercih eden ben şimdi ellerimi ve düşüncelerimi serbest bırakmaya karar verdim. Bu oldukça duygusal bir süreç aslında. Aynı bir kelebeğin kozadan çıkması gibi bende bir kozadan çıkıyor ve o günü yaşamaya çabalıyorum. Belki o gün güzel olmuyor ama her defasında bir kozadan çıkıp o günü en mükemmel şekilde geçirmeyi istemem sanırım insanı biraz yoruyor. Yoruyor ve bir miktar üzüyor.

Gittikçe zaman sizden üstün gelmeye ve sanki sizi bir kafese hapsetmişçesine boğmaya başlıyor. Ta ki silahı ya ona doğru hedef aldığınızda yada tam tersi siz kendinize hedef aldığınızda.
Ateşlemek istemeyebiliyorsunuz.
Bazen merminiz olmayabiliyor.
Bazen de silahı tek tutmadığınızı fark ediyorsunuz.

En kötüsü de sanırım bunların hepsinin farkında olmak. Farkında olup da seçeceğiniz her yolun size zarar vereceğini bilerek o kafesde tek başınıza karşı koymanız. Buraya hemen o kafeste çalan şarkıyı eklemem uygundur. [KAFES]
I struggle to fly now. (Şimdi uçmak için mücadele ediyorum.)

Geçen yazıda zincir hep uzar demiştim. Sizi bilmem ama benim zincirim artık uzamıyor çünkü pas tuttu. Uzaması mı iyiydi yoksa pas tutması mı emin olamıyorum. Sonuçta tekrar aynı zinciri yapmak uzun sürmez ama yerine yenisini almak eskiyi unutacağım anlamına gelmiyorsa boşu boşuna yeni bir zincir almış olacağım. Biraz cimriliğin tam zamanı diye düşündüm.

Kendim şuan Martı Jonathan gibi hissediyorum. Ama aramızdaki tek fark onun uçabiliyor olması. Hatta diğer kuşları da uçmak için teşvik etmesi.  Bu her martının yapacağı bir eylem değil.

Kek bu sefer cevizli, havuçlu, kuru üzümlü ve tarçınlıydı. Elma çayını da çok severim. Yanında çok hoş durdu. Üstelik hem kekin şekli hemde kupamın bu yazıya oldukça katkısı oldu. Onlara da bir teşekkür edebiliriz. Her derde deva değiller belki ama seçme şansları olsaydı eminim olurlardı.



Continue reading Kek ve Kahve/Çay Günleri #2

25 Eylül 2016 Pazar

Okuma Maratonu #1 || 1 - 19 Eylül 2016 | SONA ERDİ!

Okulların açılmasına 20 günlük bir zaman kala biliyorsunuz ki bir okuma maratonu düzenlemiştim. Tarihler 1 - 19 Eylül arasında idi. Öncelikle katılan herkese çok teşekkür etmek istiyorum. Çünkü açıkcası bu kadar katılımcı olacağını sanmıyordum. Hatta çok olumlu dönüşler bile aldım. Bazıları geç kaldıklarından etkinliğe katılamadılar bazıları ellerindeki kitaplardan sonra başka bir etkinlik olduğu vakit katılacaklarına dair söz verdiler. (Umarım başka bir okuma maratonu olur *.*) Bunların hepsi hem bana moral oldu hemde gerçekten de yaptığım bu etkinlikte yalnız olmadığımı hissettim. Cidden çok çok teşekkürler! (Sanırsın altın küre kazanmış da konuşma yapıyor :P ) Bu yazının geç gelmesinin sebebi de malum okullar açıldı ve her gün eve 6'da gelmemden mütevellid de kolumu dahi kaldıramayacak bir vaziyette olmamdı... Ne yazık ki artık derslerim hep sabah ve eve dönüşlerim de bir o kadar geç. Anlayacağınız bu dönem tam bir facia! 


Okuma Maratonu'nu aslında dediğim gibi kendim için düzenlediğimi ama eğer isterseniz sizde katılabildiğiniz kendi çapında bir etkinlik oldu. Bu maratonu hazırlarken tek hedefim "yaz tatilinde bol bol dizi, film izledin şimdi de kitap okumalısın, bak seni bekliyorlar kütüphanende." diyerek kendime içsel bir monolog halinde ikna etmemle ve daha sonra pek değerli dostum Aslı ile paylaşmam sayesinde tamam yapalım! diyerek hayata geçti. Bu süre zarfında oldukça renkli sahnelere şahit olduk. Özellikle Aslı'nın sadece 1 buçuk kitap okuması ve benim de 2 buçuk kitap okumam okuma maratonunu düzenleyen kişiler olarak gülünç bir görüntü oluşturmadı değil. Fakat biz buna da kılıf uydurduk tabikide. "İlk okuma maratonunun günahı olmazmış!" Heheheh *.*

Okuma Maratonu'nu hem daha eğlenceli olsun hemde birbirimize moral vermek adına da her 5 günde bir bloga rapor yazısı girmeye çalıştım. Tabi bu bayram tatili girmeden öncesinde tıkır tıkır giden bir yazı dizisiydi. Fakat ne zaman bayram girdi işte o vakit kayış koptu sanırım. 5 gün misafir ağırlamak gerçekten çok zor dostlar! :( Daha sonra da kalan günlerde de yataktan çıkasınız gelmiyor. Haliyle elimde hala sürünen ki bence mükemmel bir kitap olan Kan ve Yıldız Işığı Günleri böylelikle bitmemiş oluyor ve onu da buçuk olarak sayabiliyorum. Üzgünüm canım kitabım...

Okuma Matonu Raporları;
Okuma Maratonu kitaplarım: 2.5/10
Bu maratonda beni yalnız bırakmayan katılımcılar neler yaptılar peki? Toplamda ben dahil 7 kişi okuma maratonunda benden daha fazla okudukları ve bu etkinliğe olan inançlarını yitirmedikleri için onlara da bir alkış yolluyorum. Her 5 günde bir yazdığım rapor yazılarımın yorumlarında onların da bu süre zarfında neler yaptıklarını öğrenebilir ve ayrıca bu yazının altına da maratonu nasıl değerlendirdiklerini, kaç kitap okuduklarını yazabilir ve blog linklerinizi bırakırsanız mutlaka bakıp kendime "bak millet neler okuyor!!" diye ceza vereceğim.  :) Bu da benim kişisel cezam olsun. Aslı'ya da ayrı bir ceza düşünüyorum. Fikirleriniz varsa çekinmeden yoruma yazabilirsiniz. Her şey kabulüm. *.*

Başka bir okuma maratonuna kadar ayakta kalın!
Sevgiler. :)


Continue reading Okuma Maratonu #1 || 1 - 19 Eylül 2016 | SONA ERDİ!

11 Eylül 2016 Pazar

Okuma Maratonu #1 || 10. Gün Raporu

Bir bayram öncesi temizliğin nirvanaya ulaştığı arife gününden herkese merhaba! Yaşıyorum. Evet. Okuma Maratonu dışında yaptığım tek şey kore dizileri izlemek olduğundan maratonu en iyi şekilde değerlendirdiğimi düşünemezken sonunda ilk okuma maratonunun günahı olmaz diyerek kendimi avutmam sizleri üzmesin. Zira kalan son 9 günümüzde artık ne kadar hızlanırım bilemiyorum. Ama bu maratonu gerçekten hakkıyla yapan katılımcılara da imrenerek baktığımı da bildirmek istiyorum. Sanırım onlar sayesinde maraton hala ayakta. :)

Okuma Maratonu'mun ilk 5 günü raporuna ulaşmak için tık!


Maratonun ilk 5 gününde Ölüm Adası'nı bitirmiş ve gerçekten de çok beğenmiştim. Bu maraton boyunca okuduğum kitapların yorumlarını da en kısa sürede gireceğim fakat şuan son sürat - son sürat derken? - sadece kitap okumaya kendimi verdiğim için birazcık ara vermiş durumdayım. Fakat bu raporlar da zaten bunun için varlar. Hem okuduğum kitabı hem de onunla alakalı düşündüğüm yorumlarımı kısa bir şekilde anlatabiliyorum.

Bir kitap biterken ardından başladığım kitap Dostoyevski'nin Yeraltından Notlar kitabı oldu. Beni eğer goodreads ve snapchat'ten takip ediyorsanız zaten kitap hakkındaki düşüncelerimi çoktan biliyorsunuzdur. Fakat buraya da not düşmem gerekirse kesinlikle benim için olağanüstü bir kitaptı diyeceğim. Hiç beklemediğim bir kurguya ve yazım tarzına sahip olan Dostoyevski ile tanışma kitabım olduğu için kendimi şanslı sayıyorum. Eğer sizde Dostoyevski'nin kitaplarına başlayıp başlamama konusunda kararsızsanız kesinlikle bu kitaptan başlayabilirsiniz. Hem bu kitap diğer Dostoyevski kitapları hakkında ipucu niteliğinde olması da sizi diğer kitaplarına olan bakış açınızı da değiştirebileceğini düşünüyorum. Ki benim öyle oldu. Bu yüzden diğer kitaplarını okumak için can atıyorum desem yeridir.

Yeraltından NotlarYeraltından Notlar by Fyodor Dostoyevsky
My rating: 5 of 5 stars

Hiç bu kadar beğeneceğimi düşünmediğim bir kitap, Yeraltından Notlar. O kadar çok altını çizdiğim satır oldu ki bir yerden sonra kitap hakkında ne düşüneceğimi bile bilemedim. Cidden çok güzeldi. Herkesin okuması gereken bir kitap.

Dostoyevski'nin diğer kitaplarına da bir nevi ipucu mahiyetindeymiş. Eğer cidden doğruysa diğer kitaplarını da seveceğimi düşünüyorum.

View all my reviews

10. gün raporunda Aslı neler yaptı? adlı bir başlık açmak ve ayrı bir muhabbet konusu yapmak içimden geçerken neyseki son anda kendime hakim olarak birkaç cümle ile olay akışını anlatmak istiyorum. Zaten kendisinin grip olduğunu ve kore dizilerine sardığını bir önceki raporda dile getirmiştim. Bundan sonraki talihsizlikler zinciri de devam etmeye karar vermiş olacak ki birkaç tane daha şanssız durumlar başına geldi. Neyseki hala hayatta. Bence Aslı'ya biraz çemkirmeliyiz ne dersiniz? Gerçi pek haklı olamayacağız ama olsundu. Sonuçta okuma maratonunda bir de ceza olmalı bence öyle değil mi? (Maratonu yapan hariç amaaa *.*

Sıradaki kitabım ise Kan ve Yıldız Işığı Günleri. Serinin ikinci kitabına başlayıp başlamama konusunda kararsızdım fakat bu sevmediğimden değil sadece birkaç önemli noktayı unuttuğumu fark ettim ve birinci kitaba dönmek zor geliyor. Yine de okumaya devam ediyorum. Eğer cidden zorlanırsam büyük ihtimalle birinci kitaba da göz gezdirmem gerekecek. Her neyse bu da böyle bir maraton olsun.

Siz neler okuyorsunuz? Okuma Maratonu raporlarının linklerini aşağı yoruma bırakmayı unutmayın! 

Son raporda görüşmek üzere!
Continue reading Okuma Maratonu #1 || 10. Gün Raporu

6 Eylül 2016 Salı

,

Okuma Maratonu #1 || 5. Gün Raporu

Okuma Maratonu'muzun ilk 5 günü tamamlandı. Umarım katılanlar bu 5 gün içerisinde bolca kittap okumuştur. Maratonun yazısında belirttiğim gibi maraton bitene kadar her 5 günde bir rapor yazısı yazıp neler okuduğumu veya okuyamadığımı paylaşacağımı söylemiştim. Hem maratonu güncel tutmak istiyorum hem de daha sonraları katılmak isteyenler için de güzel bir duyuru olmuş oluyor.

snapchat: raggedybook
Okuma Maratonu'nun bu ilk beş gününde ben yalnızca bir kitap okuyabildiğimi üzülerek belirtmek istiyorum. Okuduğum kitap Ölüm Adası idi fakat suçu kitaba atamam çünkü gerçekten çok akıcı ve her sayfasında kalp krizlerine neden olacak kadar aksiyonlu bir kitap. Daha fazla kitap okuyamamamın nedeni sanırım kore dizilerine fena şekilde sarmış olmam. Bu sene sizce de harika diziler çıkmıyor mu? İnsan yetişemiyor resmen! Her diziye başlamak istiyorum eh başladığımda da gördüğünüz üzere işte sadece bir kitap bitirmiş oldum. Neyseki izlediğim diziler buna değdi. 

Ölüm Adası'nın kısa bir yorumunu hem ilk okuma maratonu yayınına hem de buraya koyacağım. Goodreads bu konuda benim aktif kullandığım bir platform. İsterseniz beni oradan da takip edebilir ve güncel okuduğum kitaplara ulaşabilirsiniz. 

Maratonda benim yol arkadaşım olan Aslı ne yaptı acaba diye sorabilirsiniz, ki son derece makul bir soru bu. Kendisi tuvalet kağıtlarıyla büyük bir savaş içerisine girdi. Anlamadıysanız diye net bir açıklama yapmam gerekirse: grip oldu. -.-
Bu 5 günlük açığını güzel kore dizileriyle doldurduğu için kendisini kınıyor ve bir an önce iyileşip maratonda beni geçmesini temenni ediyorum. Hala geçeceğini düşünüyorum, evet. 

Siz neler okudunuz? Bloglarınızda rapor yazdıysanız linkleri yorum olarak bırakmayı unutmayın! 

Eğer hala katılmak isteyen varsa seve seve listeye ekleyebilirim. O zaman ben sıradaki kitabıma geçiyorum! ;)

*Okuma Maratonu #1 detaylı bilgi için sizi şuraya alalım.
Continue reading Okuma Maratonu #1 || 5. Gün Raporu

1 Eylül 2016 Perşembe

Okuma Maratonu #1 || 1 - 19 Eylül 2016


Yaz tatilinin bitmesine az kala kitap kurtlarının aklındaki tek soru sanırım "Daha fazla nasıl kitap okuyabilirim?" oluyor. Bu nedenle bende diğer bloggerların ve youtuberların da aşina olduğu bir okuma maratonu yapmaya karar verdim. Benim okulum 20 Eylü'de açılıyor bu sebeple de tarihleri ona göre ayarlayıp bugünden başlayarak ayın 19'una kadar okuyabildiğim kadar kitap okumayı planlıyorum. Bu tarz etkinlikleri genelde tek başına zevkli olmuyor. O yüzden bana bu maratonda eşlik edecek kişi ise en yakın arkadaşım olan Aslı. Umarım benden fazla okumaz. *.* 

Maraton için hem hızlı okuyabileceğimi düşündüğüm hemde okurken kendimi çok sıkmayacağım kitaplar seçmeye özen gösterdim. Aslında hedefi daha büyük tutmak ve daha fazla kitap eklemek istemiştim ama kendime fazla güvenemediğim için hedefi küçük tuttum. Eğer hedefi maraton sonuna gelmeden tutturursam hem daha fazla kitap okuyabilirim hem de hedefimi tutturamadığım için ayrıca üzülmüş olmam. 

Bu arada eğer sizde benimle beraber okuma maratonuna katılmak istersenız eğer 
  • en üstteki görseli kullanabilir ve 
  • nerede katıldığınıza dair bana yorumda bildirirseniz 
  • seve seve bu gönderinin altına sizleri de eklerim. 
Çok kişi katılırsa daha bir eğlenceli olur gibime geliyor. Her 5 günde bir de ne kadar okuduğuma dair bir güncelleme yazısı gireceğim. 

O zaman bu maratonda hangi kitapları okuyacağım bir göz atalım!


  1. Ölüm Adası - John Dixon = 4.5/5 (06.09.16)
  2. Kan ve Yıldız Işığı Günlükleri - Laini Taylor
  3. Yağmurla Gelen Mutluluk - Amber L. Johnson
  4. Kürk Mantolu Madonna - Sabahattin Ali
  5. Canım Aliye Ruhum Filiz - Sabahattin Ali
  6. Kara Delikler ve Bebek Evrenler - Stephen Hawking
  7. Yeraltından Notlar - Dostoyevski = 5/5 (11.09.16)
  8. Bir Delinin Anı Defteri - Gogol
  9. Cennet Ateşi Şehri - Cassandra Clare
  10. Bane Günlükleri - Cassandra Clare
  11. Geceyarısı Leydisi - Cassandra Clare  (Ekstra Ekledim!

Maraton'a Katılanlar
  1. Ben (Kitap Sayfaları)
  2. Aslı 
  3. Ecrin (Rüya Kitaplık)
  4. Esseve rin (Periyodik Library)
  5. khaleesi (Khaleesi'nin Güncesi)
  6. Esma Tezgi (Yorum Atölyesi)
  7. Ayşe Yıldırım (Fazlasıyla Sofistike)


Hadi Başlayalım!


Continue reading Okuma Maratonu #1 || 1 - 19 Eylül 2016

31 Ağustos 2016 Çarşamba

, , , , , , , ,

Neler Okumuşum? || Temmuz - Ağustos | 2016


Geçen ay sadece bir kitap okuduğumdan dolayı bu postu girmeye utanmıştım. Eh sonra keşke girseydim falan dedim. Malum her şekilde yazıcak bir şeyler bulabiliyorum ama zaten temmuz ayı da pek parlak bir ay olmadığından daha sonra bunun yerinde bir karar olduğuna karar verdim. Ben de bu yüzden hem temmuz ayını hem de ağustos ayını birlikte değerlendirebilirim diyerek kolları sıvadım.

Ağustos ayının son günleri beni oldukça etkileyen zamanlardı. Nedeni en sevdiğim seriye veda etmemdi. Bu yazıyı yazarken bile onun yorumunu nasıl bloga gireceğim diye düşünmeden edemiyorum. Kitabın ismini beni uzun zamandır takip edenler bilir ama tesadüf eseri bu yazıyla buluşanlara pek yardımcı olamayacağım. Kitabın yorumunu girdiğimde ne demek istediğimi anlayacaksınız.

O zaman temmuz - ağustos aylarında neler okumuşum bir göz atalım;

*Kitapların isimlerine tıklayarak detaylı yazdığım yoruma ulaşabilirsiniz.

2 ayda toplamda 3.5 kitap okumuş oldum. Buçuk diyorum çünkü Lunch Date Morganville Vampirleri serisinin kısa bir hikayesiydi. 15 dakika içinde biten çok hoş bir hikaye.

Parçalanmış Dünyam, yer yer beni sıkan ama konusunun verdiği bir merak ile devam ettiğim serinin ikinci kitabı. Tek söyleyebileceğim serinin son kitabını bekliyor olduğum. Detaylı yorum yine blogda mevcut.

Genç Werther'in Acıları, benim yeni bir yazar kattığım bir kitap oldu. Goethe ile tanıştık sonunda. Doğru bir başlangıç kitabı oldu mu emin değilim ama ben sevdim. Zaten kalın olmamasından dolayı da hemencecik bitirdiğim bir kitaptı. Bir şans verebilirsiniz bence.

Ve geldik son kitaba. Gün Işığı, beni benden alan nadir kitaplardan biri. Daha doğrusu seri kitaplardan biri. Şöyle de demem gerekiyor: en sevdiğim seri!
Çok fazla bir yorum yapamam bu kitaba. Zaten tarafsız bir yorum gelmeyecek ama yine de okutabildiğim kadar bu seriyi herkese önermeye devam edeceğim. Yazdıkça yazasım geliyor ama şimdilik duracağım. Yorum çok kapsamlı ve bir o kadar da fangirllük içericeğinden sizi oraya beklerim. Yazdığımda bu yazıyı da güncelleyeceğim.

Bu ay bitirdiğim bir diziden de bahsetmek istiyorum ama bu yazıya eklemeyeceğim. Yine ayrı bir post ile bunu detaylı bir inceleme yazısıyla burada olacağım. Yani kısacası beni bekleyen 2 yazım var. O halde ben kaçtım! 

Dipdip: Siz neler okudunuz? Tavsiye ve okuduğum kitaplar hakkındaki yorumlarınızı bekliyorum! *.* 

Continue reading Neler Okumuşum? || Temmuz - Ağustos | 2016

23 Ağustos 2016 Salı

Kek ve Kahve Günleri #1

Bir süredir kendi zamanımı doğru kullanmam üzerinde düşünüp duruyordum. Daha çok verimli olması için verdiğim uğraşları -kafamdaki karmaşadan bahsediyorum.- anlatsam emin olun sizin de kafanız ağrır ve bir yerden sonra tabiri caizse "sal gitsin" konumunda olursunuz. Şimdi ne demek istediğimi biraz daha açacağım.

Öncelikle hayatınızın raydan çıktığını düşünmeniz lazım. Evinizin her tarafının dağılması gibi. Dağıtanın kim olduğunu bilmediğiniz ama bir şekilde suçun size atılması gibi bir durum. Yapacağınız ilk iş aslında çok basit: suçluyu bulmak. Tabi bu durumu kafa karışıklığına yorumladığımızda birazcık daha zor. Fakat sakin olalım ve olaya şu şekilde bakalım: Bariz bir şekilde ortam fena halde dağılmış. Suçludan ziyade ben dağınıklığa yoğunlaşmayı tercih edenlerdenim. Ha şimdi bunun kitaplarla ne ilgisi var diyebilir yada ses çıkarmadan bu yazı nereye varacak diyebilirsiniz. Bence ikinci seçeneği seçin.


Dağınıklık, olağan bir düzenin işlememesine denir. Ama olağan düzenimin benim istediğim bir düzen olduğunu düşünmüyorum. Daha çok kendiliğinden gelişen ve sonunda artık beni yemeğe karar veren bir canlı varlığa dönüşmesiyle işlerin çığırından çıktığı ve işte "dağınıklık" dediğimiz olayın ana maddesi haline gelen bir sorun olmayı başardı. Neyse ki olaya el atmak istiyorum. İstemeye de bilirdim. Yemek olmak güzel olabilirdi.

Bugün anne eli değmiş bir kek ve sütlü köpüklü 3'ü 1 aradamla sorunlarıma bir göz atma gereği duydum. Arkadaki fon müzik ise şuydu. Sesi açarsak biraz. Evet süper devam edelim o zaman. 

Düşünürken kitaplar diyorum hayatımın odak noktasıdır her zaman. Nefes almak gibi bir eylem aslında. Okumak. Neyi veya kimi okuduğunuzun önemli olmadığı o nokta. Sanırım o noktada biraz deprem oluyor. Devamlı değil ama ara sıra da olsa şiddetli sarsıntıların beni korkutması hoş bir durum değil açıkcası. Bu bir nevi sizi sinir eden ama bir taraftan da yıkıma sürükleyebilecek olan bir tsunaminin de habercisi olabilir. Halbuki sizin bir parçanız olan bir şeyin sizi yutmasına izin vermemeniz gerekir. Değil mi? 

Olayı ne kadar açıklayamadığımı ve açıklanamayan bir durumun da çözümünün olamayacağı bir gerçekse eğer siz de sadece bu yazıları okurken belki de kitap okumayı ne kadar sevdiğinizi düşünebilir ve belki de kendi içinizdeki çelişkiler zincirine bir halka daha ekleyebilirsiniz. 
Üzgünüm zincir hep uzar. 

En son kek ve kahve diyorduk. Gerçekten enfes bir ikili oldular. Umarım kekli ve kahveli günleriniz olmaz. 
Continue reading Kek ve Kahve Günleri #1

9 Ağustos 2016 Salı

, ,

Genç Werther'in Acıları - Goethe | Kitap Yorumu

3 aylık tatil serüvenimin hiç bu kadar SICAK geçeceğini varsaymamıştım. Niyetim tatil boyunca bolca kitap okumak ve dizilere gömülmekti. Ama maalesef bu planlarımın hepsini gerçekleştiremedim. Aslında hala tatil bitmiş değil fakat kitap okuma konusunda bayağı sıkıntılar yaşadığımı söylemem yorumların azlığından anlaşılıyordur herhalde. Her neyse sakin olalım ve en son bitirdiğim ve ondan sonra da bir daha kitap kelimesinin k'sini bile anmadığım kitaba. Genç Werther'in Acıları. Ben kitaba şahsen Genç ve Safoz Fatma'nın Acıları diye değiştiriyorum. Böyle daha gerçekçi oluyor. 

Goethe amcamız ile daha önceden tanışmamıştık. Bunun dez avantajlarını ve tabikide avantajlarını kitap boyunca içime çektim. Ne demek şimdi bu diyebilirsiniz, sizi anlıyorum ama kendimi değil. 

Bakmayın şimdi böyle biraz dramatik yazdığıma - çünkü öyleyim ama bunu daha sonra konuşabiliriz sanırım.- Ha bu arada hala izlediğim tonlarca dizinin yazılarını da giremediğim içim biraz üzgünüm ama bu konu hakkında da daha sonra konuşsak fena olmaz. Yada bahsini bile açmayabiliriz. Bence artık kitabın yorumuna geçme vaktim geldi. Kusura bakmayın yazı biraz çığırından çıktı. Eh yazmaya yazmaya insan biriktiriyor sanırım. Öyle, evet...


Genç Werther'in Acıları aslında hiç aklımda yokken üniversite kütüphanesine kitapları bırakmamla diğer kitaplara gözümün kaymasıyla dikkatimi çeken bir kitap. Daha önceden de  Gırnatacı isimli kitapta çokca ismini duyduğumdan hadi okuyayım bakalım! diye bir gazla alıp çıkmışım. 

Goethe amcamız bize son derece acınası bir karakter yazıyor. Aslında karaktere çok fazla yüklenmek benim gibi klasıkleri fazla bilmeyen için hoş olmayabilir fakat... bundan  2 kitap öncesinde okuduğum Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu'nda da aynı karakterde olan sadece cinsiyet farkıyla yine aynı düşünce içerisinde olunca insan ister istemez yeter daa! diyesi geliyor. Werther son derece akıllı bir adam hatta birazda ressam da ama bir gün Lotte hanımefendiyi gördüğü zaman bunların hepsini kaybeden ve sadece Lotte'nın aşkıyla yanıp tutuşan bir adama dönmesiyle beni hayal kırıklığına sürüklüyor. Gerçi kim aşık olduğunda kendini kaybetmiyor ki değil mi? Eh neyse uzun konulardan bir tanesi daha. Şanslıyız ki kitap boyunca bunu okuyabiliyor ve beynimize "sakın ama sakın aşık olursan bu tarz dramatikliklere girme!" diye uyarabiliyoruz. Öğretici tarafıda var yani. 


Kitap boyunca Werther sevgili yakin dostu olan Wilhelm'e mektuplarla başından geçen olayları ve büyük çoğunluk olarak duygularını anlatması ile geçiyor. Zavallı Wilhelm demekten kendizi alamıyorsunuz. Ayrıca olay geçişleri 3 bölüme ayrılmış, Böylelikle olay akışını izlememiz sanki dizi kıvamında partlar halinde şekillenmiş oluyor.

Kitap kısa olduğu için ve mektuplardan oluştuğu için ister istemez hemencecik bitiriyorsunuz. Ama şu sıcak günlerde sizi yine biraz zorlayabiliyor. Akıcılığı ve duygu geçişleri bakımından oldukça sağlam olduğunu da söyleyebilirim. Beni rahatsız eden kısmı sadece Lotte'ye olan aşkının fazlaca ve gereksiz olduğunu düşünmem. Buna tabi aşka bakış açım da etki etmiş olabilir. 

Goethe okumak istiyorsanız bence çok hoş bir başlangıç olabilir. Korkunuz gidebilir. Tabi tam tersi de olabileceğini unutmayınız sevgili okur. 

Klimalı kalın! ( Yazar'ın isyanlarından oluşan bir son.)



Kitap Adı: Genç Werther'in Acıları
Orjinal Adı: Die Leiden des jungen Werther 
Yazar: Goethe
Yayınevi: Roman Oda Yayınları
Tür: Dünya Klasikleri, romantik, duygu yüklü
Sayfa Sayısı: 157
GR Puanı: 3.62
Benim Puanım: 4/5 
Continue reading Genç Werther'in Acıları - Goethe | Kitap Yorumu

1 Ağustos 2016 Pazartesi

Temmuz - 2016 | karışıklı bir yazı

Yaz tatilimin en kötü ayı diyebilirim. İyi günlerden birer parça resim ve iki satır yazı yazıp en azından hala yaşadığımı ve bu ay içerisinde neler yaptığımı paylaşmak istiyorum.


Bolca dergi karıştırdım ve az kitap okudum. Kafka Okur(Mayıs - Haziran 2016) ve İzdiham( Haziran - Temmuz 2016) dergileri bana eşlik ettiler. Kafka Okur'u hala okumamın sebebi içinde okumadığım hiçbir yazı kalmasın istediğimden buraya koymadan edemedim. Zaten ikisini de beraber almıştım. 

Kafka Okur'dan en can alıcılar;

Cahit Zarifoğlu ana konu olarak seçilmişti. Bu aya ne çok uyardı halbuki.

Yusuf Çopur'un bu öyküsünü okuduktan sonra onunla tanışmak istedim. Kendisi bunu okursa eğer hala teklifim geçerli.

Stefan Zweig'i anlatan harika bir yazı.


İzdiham'dan en can alıcılar(Tam olarak inceleme fırsatım olmadı o yüzden);

Bu bölüme bayıldım. Sözlük kavramının en geniş bakış açılı hali.

'Her Zaman İstediğini Elde Edemezsin' sayfa 8 bir bakın derim.



Hala ingilizce kitap okumaya çalışıyor. Bitmedi. Biterse güzel olcak eminim.


Üniversitenin kütüphanesine gitmek çok zor ama başarmış ve oradan 2 kitap almıştım. Genç Werther'in Acıları bu ay içinde bitmesi lazımdı ama malum olaylar ve sonuç. Bitmedi. Biterse yorum burada olur büyük ihtimal. Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nü yine çok merak ediyorum. Bitince elimdeki başlayacağım.


Temmuz'un sonlarına doğru da bu iki güzelliği aldım. Kafka Okur(Temmuz - Ağustos 2016) sanırım daimi dergim haline geldi. Bu sayısını da çok merak ediyorum. Ama elimdeki dergilerden sonra büyük ihtimal buna geçiş yapacağım.


D&R'dan 5 tl'ye aldığım bu harika kitap ise bence benim geleceğim açısından oldukça yararı olabileceğini düşünüyorum. Çok ince bir kitap. Bulursanız bir karıştırın derim. 



Beni instagram üzerinden takip edebilir ve daha çok aktif olduğum yer olan twitter'dan da izlediğim kore dizilerine olan bağlılığımı görebilirsiniz. O zaman oralarda görüşmek üzere!

 Yorum yapmaktan çekinmeyin sevgili okur. Sevgiler.
Continue reading Temmuz - 2016 | karışıklı bir yazı