16 Ekim 2016 Pazar

Kek ve Kahve/Çay Günleri #2

Kek ve Kahve Günleri an itibariyle 'Kahve/Çay' olarak değiştiğini söyleyerek konuya giriş yapmak istiyorum. İlk yazıma gelen yorumlara ve daha sonrasında Sade ve Derin blogunun sahibesinin de bir yazısında bahsetmesi üzerine zaten kafamda olan bir seriyi biraz daha şevk ile yapmaya karar vermiştim. Fakat bu konsept her zaman oturup da yazacağım bir yazı olmadığından aradan bayağı bir zaman geçmesini anlayışla karşılayacağınızı düşünüyorum. Bunun haricinde blogum ve ben zamandan ve çevre koşullarından mütevellid bayağı bir süreçten geçmekteyiz. Neyseki bu süreci olağan karşılıyor ve artık klişelerin klişesi olan 'değişmeyen tek şey değişimdir.' diyerek asıl konuya geçiyorum. 

Lipton burada sponsorluk yapmıyor arkadaşlar.

Kafam perşembe pazarı gibi olduğunda kendimi burada bulmam kaçınılmaz olmaya başladı. Eskiden olsa bu karışıklıkta boğulmayı tercih eden ben şimdi ellerimi ve düşüncelerimi serbest bırakmaya karar verdim. Bu oldukça duygusal bir süreç aslında. Aynı bir kelebeğin kozadan çıkması gibi bende bir kozadan çıkıyor ve o günü yaşamaya çabalıyorum. Belki o gün güzel olmuyor ama her defasında bir kozadan çıkıp o günü en mükemmel şekilde geçirmeyi istemem sanırım insanı biraz yoruyor. Yoruyor ve bir miktar üzüyor.

Gittikçe zaman sizden üstün gelmeye ve sanki sizi bir kafese hapsetmişçesine boğmaya başlıyor. Ta ki silahı ya ona doğru hedef aldığınızda yada tam tersi siz kendinize hedef aldığınızda.
Ateşlemek istemeyebiliyorsunuz.
Bazen merminiz olmayabiliyor.
Bazen de silahı tek tutmadığınızı fark ediyorsunuz.

En kötüsü de sanırım bunların hepsinin farkında olmak. Farkında olup da seçeceğiniz her yolun size zarar vereceğini bilerek o kafesde tek başınıza karşı koymanız. Buraya hemen o kafeste çalan şarkıyı eklemem uygundur. [KAFES]
I struggle to fly now. (Şimdi uçmak için mücadele ediyorum.)

Geçen yazıda zincir hep uzar demiştim. Sizi bilmem ama benim zincirim artık uzamıyor çünkü pas tuttu. Uzaması mı iyiydi yoksa pas tutması mı emin olamıyorum. Sonuçta tekrar aynı zinciri yapmak uzun sürmez ama yerine yenisini almak eskiyi unutacağım anlamına gelmiyorsa boşu boşuna yeni bir zincir almış olacağım. Biraz cimriliğin tam zamanı diye düşündüm.

Kendim şuan Martı Jonathan gibi hissediyorum. Ama aramızdaki tek fark onun uçabiliyor olması. Hatta diğer kuşları da uçmak için teşvik etmesi.  Bu her martının yapacağı bir eylem değil.

Kek bu sefer cevizli, havuçlu, kuru üzümlü ve tarçınlıydı. Elma çayını da çok severim. Yanında çok hoş durdu. Üstelik hem kekin şekli hemde kupamın bu yazıya oldukça katkısı oldu. Onlara da bir teşekkür edebiliriz. Her derde deva değiller belki ama seçme şansları olsaydı eminim olurlardı.



10 yorum:

  1. Duygusal bir dönemdesiniz anlaşılan 😊 böyle yazılar yazmanız güzel

    YanıtlaSil
  2. Martı kitabını yeniden okumak mı o zaman?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yeniden,yeniden ve yeniden.
      Bir kitap yeniden okunmayı hak ediyorsa o kitap bizimdir.

      Sil
  3. Martı Jonathan başucu kitaplarından ..... Kim olabilmek istemez ki ....
    Konsept ve yazı için emeğinize sağlık ve yüreğinize ....
    Güzel akşamlar diliyorum

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben geç keşfettim kendi martımı. Ondan dolayı bu uçma özlemi.

      Beğenmenize çok sevindim. 😊

      Sil
  4. Bizim de hocalarımızın önerdiği kitaplardan :)

    YanıtlaSil
  5. şimdi iyisin ama de miiiii :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bomba bomba!!! (Gün geçtikçe eriyorum sjdhsjshsj)

      Sil