29 Şubat 2016 Pazartesi

, , ,

Neler Okumuşum? || 2016 - Şubat


Beni özlediniz mi? *.* Yine uzaklara gittim ama kürkçü dükkanına döneceğimi artık biliyorsunuzdur. Şubat ayında kitap okuma hızım tekrar düşüşe geçti. Nedeni de bariz belli olduğu üzere okulların başlaması. Fakat geçen aya baktığımda bu aya göre az okumama rağmen yine de güzel değerlendirdiğimi düşünüyorum.

Bunlardan ilki yine size birkaç yazı öncesinde de dediğim gibi Türk edebiyatına yönelmeyi, biraz daha o taraftan kitaplar okumayı deneyeceğimi ve ön yargımdan kurtalacağımı söylemiştim. Yavaş yavaş da olsa böyle olmaya başladı. Öncelikle şiire yöneldim. Bir çok açıdan şiirle bir türlü barışık değildim. Fazla duygusal gelmesi ve sanırım çevremde de şiir okuyan birilerinin olmaması bu türden uzak kalmamın nedenlerinden. Klasikleri okumaya başlamamın nasıl bir zamanı olduğunu düşünüyorsam şiir için de aynısını düşünüyorum. Geç başlamak olarak değil de tam da bu zaman okumamın doğru olduğunu, tadını şimdi daha iyi alabileceğimi biliyorum.

Onun dışında başka değişiklikler de var. Kitaplar ve hayatla ilgili. Zaman bakalım daha neler çıkaracak karşıma. 2016 nasıl da sisli...

Öhüm! Gelelim şubat ayı içerisinde okuduğum kitaplara;

Her Gün'ün yorumunu kitabı bitirdikten sonra hemen girmiştim zaten. Muhteşem bir kitaptı. Herhalde 2016 favorilerimde yer alacaktır. Rahatlıkla tavsiye ederim herkese.

Pas ve Dervişhane'nin yorumlarını bloga girmedim. Pas, şiir kitabı. Pek beni açmasa da yine de okuduğum için pişman değilim. Ha bir de kapağının rengi çok hoşuma gitti. *.*
Dervişhane ise roman değil, şiir de değil. Tam türünü ben de bilmiyorum ama 1 saatte okuyup bitirebileceğiniz bir kitap. Bolca çağımızın sorunları hakkında konuşma var. Okusanız pişman olmazsınız. Ama tabikide herkes böyle kitaplar sever mi bilemiyorum.

Öyle... Onun dışında Cahit Zarifoğlu, Muhsin Ünlü ve Orhan Veli şiirleriyle tanışmış oldum. Sevdiğim bir şiiri şuraya bırakıp kaçıyorum! 

Daha çok kitap okumak dileğiyle! :)
Continue reading Neler Okumuşum? || 2016 - Şubat

11 Şubat 2016 Perşembe

, , ,

The Egg - Andy Weir | Kitap Yorumu

Andy Weir'i Marslı kitabıyla hepimiz tanıdık. Ama daha birçok hikayesi bulunan ve gerçekten de çok sevilen bir yazar. Ben Marslı'yı çok sevmiştim. Onun yorumunu okumadıysanız sizi hemen Marslı'nın yorumuna alabilirim. Yok ben okudum diyorsanız devam edebiliriz.


The Egg'i booktuber olan Bookie Jar'dan duydum ve hemen bir bakmak istedim.  Zaten hikayenin 4 sayfa oluşu bence ilgi çekici noktalarından biri. Evet sadece 4 sayfa ama okuduktan sonra öyle bir etkileniyor ve uzun bir süre Weir'in etkisinde kalıyorsunuz ki kendinizi devamının olmasını dilerken buluyorsunuz.

Aslında konusunu nasıl anlatmam gerektiğini tam olarak bilemiyorum ama sanırım Bookie Jar'ın dediği gibi tanrı ve insan ilişkisini anlatıyor desem çok doğru ifade etmiş olurum. Ama anlatış ve konuya giriş tarzı bile ayrı bir olay. Kelimelerin gücü bu olsa gerek demeden edemedim. Bittiğinde ise şu haldeydim;


Söylenecek o kadar çok şey var ki... Ama bir kelime bile o güzelim hikayeyi bozar ve sizde bana acayip kızarsınız *.* Bu yüzden sadece okuyun! Sonra eğer sizde benim gibi ne yapacağınızı bilemeden kaldığınızda burada tam bu yazının altında yorumda sizi bekliyor olacağım. Konuşmak lazım bunu ^.^

The Egg'in Türkçe çevirisiyle okumak için tık!
The Egg'i orjinal dilinde okumak için ise şuraya tık! 

Puanım
5/5

Continue reading The Egg - Andy Weir | Kitap Yorumu

10 Şubat 2016 Çarşamba

, ,

Araba Sevdası - Recaizade Mahmut Ekrem | Kitap Yorumu

Araba Sevdası, ara tatilde okuduğum ve yazılan dönemi çok güzel yansıttığını düşündüğüm bir türk edebiyatı kitabı. Üniversiteye hazırlandığım zamanlarda sadece adını ve kitabın özetini bildiğim Araba Sevdası, şimdi daha çok aklımda kaldığını düşünüyorum. Karakterler özellkle beni çok etkiledi. Bihruz Bey'in Periveş Hanım için beslediği aşk ve buna bağlı olarak onu arayışları bir yerden sonra sizi sıksa da karakterin kişiliğinin verdiği tepkilere siz de katılıyor hatta Periveş Hanım'a birlikte şiir arayışlarına giriyorsunuz.


Recaizade Mahmut Ekrem, Türk edebiyatına çok katkısı olan büyük bir ustat aslında. Edebiyatımıza yeniliği getirmede ve bu yolda diğer yazarlara yol göstermede oldukça başarılı. En bilindik eseri de Araba Sevdası. Türk edebiyatı için de Araba Sevdası ilk realist romanımız olarak tarihe geçmiş. Bu da ayrı bir önem arz ediyor.

Alafrangalığın özenildiği ve Avrupa insanının giyimi, kuşamı, yer yer dilde o Fransızca kelimeler kullanılması ve daha nicesinin olduğu bu kitapta ana karakterimiz de işte bu tipte olan Bihruz Bey. Babasının ölümünden sonra harcamalarına dikkat etmeyen, gezmeyi ve eğlenmeyi seven, konşurken araya Fransızca kelimeler koyan Bihruz Bey, günlerden bir gün arabasıyla gezerken karşısında Periveş Hanım'ı görünce tutulur ve ona ilk görüşte aşık olur. Ama nerede yaşadığını kimlerden olduğunu hiçbir bilgi elinde yoktur. O da aşkını içinde yaşar ve büyütür de büyütür. Periveş Hanım'a mektuplar, şiirler yazmaya başlar. Böylelikle içindeki aşk büyümeye içini kemirmeye ve hayatın anlamının sadece onunla olacağını düşünür.

Kitap boyunca Bihruz Bey'in bu büyük aşkını okuyoruz kısaca. Acaba sonunda kavuşacak mı yoksa sadece Bihruz Bey'in hayalinde mi kalacak? Sonuna geldiğimizde bunun cevabını öğreniyoruz.

Türk edebiyatımızda çok önemli bir yere sahip olduğundan herkesin okumasının gerek olduğunu düşünüyorum. Ama pek beğendiğimi söyleyemem. Bihruz Bey'in ikidebir Fransızca kelimeler kullanması beni rahatsız etti ve çoğunu anlayamadım. Aslında kitabın arkasında bir sözlük var ama oraya bakmak kelimeyi bulmak çok zor geldi desem yalan olmaz. Yine de bir şans verilmesi kötü olmaz.

Puanım 
3/5
Continue reading Araba Sevdası - Recaizade Mahmut Ekrem | Kitap Yorumu

6 Şubat 2016 Cumartesi

,

Kış Okuma Şenliği | 2015 - 2016 (İlk Yarı Raporu)

Şenliğin ilk yarısını da tamamladık sonunda. Ben hatırı sayılır kitaplar okumuşum. Aslında hem listeye bağlı kitaplar okumaya çalıştım hem de gözüme takılan listede olmayan kitapları da okudum. Bir türlü listeye de sokamadım. O yüzden aslında fazla kitap okumuş olsam da listede olmadıklarından bu yayında olamayacaklar. O zaman ne okumuşum birlikte bakalım.






9. Kategori (10 puan): 2015 yılında çıkan bir kitap (Yabancı yazarların kitaplarında Türkçe baskının 2015'te yapılmış olması da yeterli).
18. Kategori (Her kitap 5 puan, 4 kitabı da okuyana ekstradan 20 puan, toplam 40 puan): 150 sayfadan kısa 4 kitap.
Instagram kullanıcısı olanlar bilmiyordur belki. Instagramda her pazartesi #kisakitaplarfestivali adı altında kütüphanemizden 150 sayfadan kısa bir kitap seçip o hafta içerisinde okuyoruz. İki etkinliği kesiştirmek için bu kategoriyi koydum.
22. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 40 puan, toplamda 80 puan): Kendinizin belirleyeceği bir temaya uyan dört kitap.
 Temaları zorlaştırıp kolaylaştırmak sizin elinizde. Bu kategoride herhangi bir edebi türe ilişkin 4 kitap okuyabileceğiniz gibi (örneğin 4 bilim kurgu kitabı), tek bir ülke veya bölge edebiyatına ait (örneğin İngiliz edebiyatı), tek bir yazara ait, tek bir konuya ait (örneğin ölüm temalı kitaplar), tek bir edebiyat ödülüne ait (örneğin Pulitzer ödüllü kitaplar) kitaplar okuyabilirsiniz.

Tema: Bilim Kurgu 

Puan Hesaplama
Toplamda 3 kitap okumuşum. = 25 Puan
Toplamda 882 sayfa okumuşum. = 8 Puan
Toplam Puan: 25+8=33 Puan

Bence artık hızlanmanın ve şenlik kitaplarına ağırlık vermenin zamanı geldi. Ben yine iyimsermişim. Hesaplayınca... ımmm az puan çıktı. Neyse hemen morel bozmak yok. Daha devam ediyor etkinlik. O zaman fighting!
Continue reading Kış Okuma Şenliği | 2015 - 2016 (İlk Yarı Raporu)
, , ,

Her Gün (Every Day #1) - David Levithan | Kitap Yorumu

Her Gün, benim 2015'in Tüyap kitap fuarından aldığım bir kitaptı. Ama hemen okumak istememiştim. Aslında şubat ayı okuncaklar listemde de yok. Peki benim aklıma kim girdi de ben okudum? Ecmel'in youtube kanalını biliyorsunuzdur. O da 2015 Favorilerim diye bir video çekmiş. Bende bir bakıyım derken Her Gün'den bahsettiğini gördüm. Bayağı beğenmiş. Gözüme de çarpıyordu zaten kitap. Alıp hemen başladım.


Edebiyat dersinde olmalıydı. Ben de biyoloji dersinde olmalıydım. Bugün okyanusa yaklaşmamamız gerekiyordu. Bize sunulan günü reddetmiştik.
Kitabı 2 gün içerisinde bitirdim ve şunu söylemeliyim ki OLAĞANÜSTÜ GÜZELDİ! Konusunu hiç okumamıştım. Kapakta sadece her gün farklı bir beden ama aynı kıza aşık yazıyor. Fakat ben ona bile görmeden okumaya başladım. Biraz böyle hemen alıyım nasıl bir kitapmış da Ecmel çok beğenmiş falan diye almıştım elime zaten. *.*
O yüzden böyle bir kurgu başka nasıl bu kadar güzel anlatılabilirdi inanın bilmiyorum. Okuduktan sonra David Levithan ne yazsa okurum kıvamına gelmiştim.

A her gün farklı bir beden içinde uyanıyor. Bunun neden olduğunu bilmeden hayatını sürdürmeye çalışıyor. Kimsenin hayatını alt üst etmemeye her şeyi kuralına göre uyguluyor. Bu böyle sürerken bir gün kendini Justin adında bir erkek bedeninde bulur. Olay çok sıradandır. Okula gitmesi ve Justin'in o gün ne yapması lazımsa onları yapması bekleniyor. Ama Justin'in sevgilisi Rhiannon'u görünce koyduğu kuralları bir günlüğüne bozmaya karar veriyor. Aslında Justin ile Rhiannon'un ilişkileri çok karmaşık durumda. Buna kayıtsız kalamıyor ve olayların akışı birden değişiyor. Artık A Rhiannon'a aşık olmuştur. Her bedende onu ararken bulur kendini.

David Levithan, size insan ilişkilerini, kişilikleri ve hayatı tekrar öğretiyor adeta. Hatta şu cümlesi beni çok etkiledi:
İnsanlar hakkında birçok şeyi, anlattıkları hikayelerden öğrenmek mümkün ama onları tanımak için şarkılara eşlik etme şekillerine, pencereleri açık mı kapalı mı tuttuklarına, haritaya göre mi dünyaya göre mi yaşadıklarına, okyanusun çekimini hissedip hissetmediklerine de bakılabilir.
Daha birçok cümle var böyle post-it'lik. Felsefi düşüncelerini,din,ırk,yaşam biçimlerine kadar her konudaki fikirlerini bizlere konunun içinde öyle bir yoğurarak vermiş ki size de sadece ağzınız açık bakakalmak düşüyor. Bu biraz hem sizi sarsıyor hem de kurgunun hayranlığına kapılmadan edemiyorsunuz. İşte böyle bir kitap Her Gün.

Tek sevmediğim yeri ise sonu oldu. Böyle bitirmemeleri gerekiyordu bence. Sorunu sanki biz kendimiz kafamızda hayal etmemiz ve bitirmemiz gerekiyor gibi kaldı. İkinci kitabı da varmış bu arada. Ama o kızın gözünden yaşanılanların anlatıldığı bir kitap. Çıkarsa alır mıyım bilemiyorum. Ama keşke kızın gözünden değil de seri olarak daha sonra neler olacağını anlattığı bir kitap olsaymış. Yada yabancıların 1.5 dedikleri kitaplar oluyor o tarzda bir devam kitabı yazabilirdi. Çok dertliyim bu konuda. Napalım artık.
Hepmiz gizemlerle doluyuz, özellikle de içeriden bakıldığında.
Onun dışında konu ve üslup bakımından harika bir yazar bana göre. Çok rahat, akıcı okunabiliyor. Eğer reading slump'taysanız direkt sizi o durumdan çıkartabilecek ve okuma hızınıza tekrar kavuşturabilecek bir kitap. Keşke sonu da böyle açık kalmasaydı.

 -Puanım-
4.8/5


Continue reading Her Gün (Every Day #1) - David Levithan | Kitap Yorumu