Sıfır ile kavgam

8 Eylül 2017 Cuma

Matematiği hep sevmiş ve rakamlarla olan ahengine her zaman hayran kalmışımdır. Son zamanlarda sıfır (0) ile ilgili gördüğüm yazılar ve soundcloud'da dinlediğim bir ses kaydıyla bunun daha da gözüme gözüme sokulduğunu hissettim. Öncelikle size şu videoyu izletmek istiyorum:


7 numara eski bir Trt dizisi. Hala açıp açıp izlediğim oluyor. Ana karakterlerden olan Haydar aşkını ifade etmek için sıfırı kullanmasıyla sıfır kavramımda yeni ışıklar çaktı. "sıfır bir değer değildir. bir sayı bile degildir. ancak başka bir sayının yanına gelince değer yaratır, tıpkı sevda gibi. sevdanın da tek başına değeri yok. ille de biri olmalı. sıfır ne kadar çoksa sayı o kadar çoğalır. sevda ne kadar çoksa insan o kadar çoğalır, büyür." Sıfırın değerine ve onu sevda ile bağlamasına ayrı bir gıpta ederek bakmama neden oldu. Karakter zaten köyden geldiği için kötü bir muamele ile karşılaşır. Fakat kendisi oldukça zekidir. Bunu dizinin ilerleyen bölümlerinde aynı evi paylaşan insanlar da fark edecek ve önyargıyla yaklaştıkları için pişman olacaklardır. 

Eylülde Kitap Sayfaları || 2017

8 Eylül 2017 Cuma

Eylül ayına ne zaman girdik de bu kadar hızlı geçti inanın hatırlamıyorum. Zaman adeta bizden bağımsız bir şekilde ilerlemeye ve bununla beraber de benimle gelen gelsin gelmeyen son durakta insin modundayken haliyle biz de uymak zorunda kalıyoruz. Ağustos ayında oldukça verimli bir kitap okuma sürecinde çıktığımdan eylül ayına da bir o kadar mutlu bir başlangıç yaptım. Hatta eylül ayında okumayı planladığım kitaplardan olan Kafes'i 5 gün önce bitirdim. Beklediğimden çok çok keyif aldım. Diğer okumayı düşündüğüm kitaplar ise şöyle;

Neler Okudum?|| Ağustos - 2017

5 Eylül 2017 Salı


Yaz aylarının son günlerine artık girmiş bulunuyoruz. Bunun için oldukça sevinçliyim açıkcası. Zira herkesin de müzdarip olduğu aşırı sıcaklardan nasibimi almış ve artık sonbaharın o kırılgan yapraklarına bir miktar özlemiş bulunuyorum. Bununla beraber kendi okuma sayılarıma bakarak söyleyebilirim ki sonbahar-kış mevsimleri kitap okumak daha zevkli ve daha çok oluyor. Tatil gelince daha çok okurum havasına girsek de eminim birçoğunuz da benim gibidir. Tabi istisnalar her zaman aramızda.

Üç aylık tatilim boyunca en çok ağustos ayında kitap okumuşum. Bunun için omzuma pat pat vurduktan ve aferimlere boğduktan sonra eylül ayı için artık hazırım. Ayrıca kendinizi şımartmayı da ihmal etmemeli ve bir kitap alma hakkınız olduğunu hatırlatmayı unutmamalısınız. Ben kendi hakkımı Hepsiburada'nın perşembe günleri yapmış olduğu kitap indiriminden yararlandım. Hem de kargo 1 tl! Deymeyin keyfime.

Ağustos ayını toplamda 8 kitap okuyarak kapattım ve böylece huzurlu bir şekilde eylül ayına merhaba dedim. Bakalım neler okumuşum;

Özgürlüğe kamçı vuran yazardan özgür ruhlu bir karakter: Feniçka, Lou Andreas-Salome

28 Ağustos 2017 Pazartesi

Lou Andreas Salome hayatı ve bakış açısı bana şu soruyu sorduruyor: Özgürlük diye bir şey var mı? Bir gün özgür olmak istersek ne yapmalıyız? Aklıma takılan soruların cevaplarını keşke kendisine sorabilsem. Zira eminim vereceği cevap tam da şuna benzer olacaktır;


 “…Dünya sana hediye sunmaz, inan bana. Bir yaşam istiyorsan, çal onu…” 

12 Şubat 1861 yılında doğan Salome, yaşadığı devirde birçok olayda adı büyük harflerle anıldı. Bunun sebebi ise sanırım büyük yazarlar ile samimi ilişkileri olmasıydı. Tarih onu belkide acımasızca yargıladı belki de sadece doğrular çok fazla doğruydular. Rilke, Nietzsche ve Freud bu harika kadına olan aşklarından dolayı neler çektiler kim bilir? Bazıları Nietzsche'nin kadın düşmanlığının sebebi olduğunu bile söylüyorlar. Burada magazinsel bir süreç doğuyor fakat ben bu detaylara girerek ana konudan sapmak istemem. Zira detaylı bir araştırma yaptıktan sonra Salome'un hayatına ufak da olsa bir şeyler eklemek ve onu da blogumda konuk etmek istiyorum.

İkiz Kardeşler'in Brezilya Hikayeleri Ve: Öyküler, Fabio Moon & Gabriel Ba

24 Ağustos 2017 Perşembe

Şahsım adına konuşmam gerekirse belli başlı gündemdeki ülkeler dışında pek fazla ülke tanımışlığım yoktur. Hemen beynimin en önemli köşesine not düşmeli bu bakımdan. Yeni ülkeler, yeni kültürler öğren! Akabinde işte bu eksikle başladığım Ve: Öyküler hızır gibi yetişti. Brezilya hikayelerini kendi üsluplarını da ekleyerek iletmek istediklerini oldukça güzel bir biçimde yansıtılmış olarak çizgi roman formatında okuyoruz.


Bazıları kısa kısa hikayelerden oluşurken bazıları da uzun ama bir o kadar da etkili hikayeler barındırmasıyla Ve: Öyküler Brezilyalı ikiz kardeşler olan Gabriel Ba ve Fabio Moon'un orjinal ismiyle Çizgi Düşler etiketiyle basılmış. Daha önce Güngezgini'ni okuduysanız Ve: Öyküler'den istediğiniz tat biraz eksik kalacaktır. Tabi içinde "Kahve İçin Çok Geç" ile "Yansımalar I - II" hikayeleri için bir şans vermenizi şiddetle öneriyorum.

Atları Bağlayın Geceyi Burada Geçireceğiz, Melisa Kesmez || Kitap Yorumu

23 Ağustos 2017 Çarşamba

'Bazen öyle bir insanla kesişiyor ki yolun, ömrünün yarısını onsuz geçirdiğin için öfkeleniyorsun kendine.'

Hikaye okumak roman okumaktan çok daha farklı bir deneyim. Her seferinde sizi o kadar farklı duygulara ve düşüncelere ulaştırıyor ki... Bazen bir diğer hikayeye geçerken 'acaba bu seferki de kalbimi ters düz edecek mi?' diye tedirginliğe düşebiliyorsunuz. Melisa Kesmez, yazdığı her hikayede bu bahsettiklerimin iki katını yaşatıyor ve bu da neden Kesmez'i sevmemiz, onu bağrımıza basmamız gerektini açıklıyor. Daha önce Bazen Bahar adlı kitabını okumuş ve oldukça beğendiğimi şu yazımda anlatmıştım. Yazdıklarını okumayı hemen bir nefeste değil de uzun aralardan sonra hasret gidermek için doğru zamanı beklemeyi tercih etmelisiniz. Zira hem özlemek sevdaya dahildir hem de beklemek.


Hayatıma 'şiir' kategorisi ekledim.

16 Ağustos 2017 Çarşamba

"Bloga nasıl yazılır?" adlı bir yazı var mıdır acaba. Çünkü yazmak istediğim onca şey arasından hangisini, nasıl bir düzen içinde paylaşsam bilemiyorum. Sanırım kararsızlıkla gelen üşengeçlik beni bu hala soktu. Zaten uzun bir ara verdiğimi şu yazıda özetleyerek anlatmıştım fakat yine de elim gitmiyor. Bu aralar neler yapıyorum yazısı ile başlamam mantıklı gibi geldi. Eh ne de olsa bitirdiğim kitapların yorumu hala bekleyebilir değil mi?


Kayıp Zamanlar | MayHazTem 2017

11 Ağustos 2017 Cuma

Neden ağladığımı bilmiyorum, diyorsun

çünkü bir şeyler değişiyor içinde
kendini ikna etmiyor düştüğün boşluk
bildiklerin başkalaşıyor gözlerinin önünde
yabancılığı öğreniyorsun 

 Aynanın Önünde Bırakılmış, Murathan Mungan 

En son milattan önce 2017 nisan ayında iki yazı girmiş daha sonrasında hayalet olmuştum. Bunun bir sebebi sınavlarımın oluşu diğer sebebi ise tatile çıkmam. Hal böyle olunca 3 ay boyunca buralarda olamadım. Kısa bir özet geçmemde yarar var.


"Memleket Edebiyatının Kirpisi" Memleket Hikayeleri - Refik Halid Karay || Kitap Yorumu

23 Nisan 2017 Pazar

(...) Bana onlar (Memleket Hikayeleri) , vatan Anadolu'nun yarım yüzyıl içinde değişen ve değişmeyen davranışlarına en keskin ışığı tutuyor. Onlar sayesinde üstad Refik Halid'in öze varmaktaki büyük kudretine ve zamanı yenen eşsiz görüş ve anlayışına bambaşka bir anlayışla hayran oluyorum. (...) Prof. Sabri Esad SİYAVUŞGİL 

Refik Halid Karay nam-ı değer "Kirpi", İstanbul'da son derece rahat bir yaşamı olmasına karşın bir gün Mahmut Şevket Paşa'nın vurulmasından sonra Sinop'a sürülür. Bu sürgün hayatı ise böylece memleket edebiyatımızın temellerini atmasını sağlar. Aslında Karay'ı ilk olarak hepimizin de bildiği gibi Fecr-i Ati'den tanıyoruz. Alaycı, neşeli kişiliği ile iyi bir gözlem gücünün birleşmesiyle yazdığı hikayeler şekillenmeye başlar. Zaten yazarlığa da mizah ile başlamıştır. Hikayelerinde hep ezen ve ezilen kişileri konu alması onun bu kulvarda ustaca ilerlemesine ve eleştiri gücünün de son derece gelişmesini sağlamış.


Yazarın hayatı sürgünle beraber ıstırap dolu geçerken Türk edebiyatına da Memleket Hikayeleri'ni (1919) kazandırmıştır. Anadolu halkının yaşayışını, memurların devleti temsil etmediklerini saf Türkçe ile anlattığı hikayelerinde bunların harmanlanmış hallerini güzelce biz okuyuculara sunmuş. Okurken her hikayenin sonunda hafif bir sırıtışla bitirdiğiniz hikayelerin en ünlüleri ise "Yatık Emine", "Sarı Bal" ve "Şeftali Bahçeleri"dir. Anlatılışı ve akıcılığı çok kolay olmasına karşın dönemin sosyal yaralarına da değinmesiyle Refik Halid kendine düşen görevi ustaca yerine getirmiş.
Başta da Siyavuşgil'in Memleket Hikayeleri için söylediği sözlerin devamında "Bana o hikayeler, bugün, Anadolu'nun insan ve sosyal hayatı üzerine yazılmış ve yazılacak en azametli psikoloji ve sosyoloji eserlerinden daha etraflı, daha derin, daha dolu ve daha gerçek geliyor. " diyerek aslında tam da benim demek istediklerimi dile getirmiş.

"Et yemiyorsan kesin akıl hastasısın?" Vejetaryen - Han Kang || Kitap Yorumu

15 Nisan 2017 Cumartesi


Yukarıdaki şarkı belki bir vejetaryen olmanıza etki etmeyebilir fakat Han Kang'ın "Vejetaryen" kitabı Kore'deki vejetaryen kavramı üzerindeki duvarları hasara uğrattığını düşünüyorum. Yoksa 2016 Uluslararası Man Booker Ödülü'ne layık görülmesinin başka bir açıklaması olabilir mi?

İnsan neden vejetaryen olur?
a) et sevmediği için
b) hayvanları sevdiği için
c) et sevmemek de ne demek?
ç) bu dünyadan göçüp gideceğiz zaten bence yiyelim.
d) şıklar biraz saçma geldi
e) soru yanlış hocam.

Şıkları 29 harfe doğru uzatılabilecek olan bu soruyu hedef alma sebebim okurken  "vejetaryen misin?" ya da "bu kitap vejetaryenlere göre galiba" gibi yorumlar gelebileceğini düşündüğüm için buna bir açıklık getirmek istiyorum.

Kitap vejetaryenliği anlatmıyor arkadaşlar.

Yorumu okurken lütfen bana kızmayın çünkü bir sürü "vejetaryen kelimesi kullanılabilir. Dikkat!



Hikayemiz aslında Han Kang'ın on yıl önce yazmış olduğu "Kadınımın Meyvesi" adlı hikayenin evrimleşmiş ve 3 hikayeye bölünmüş hali imiş. Bir kadının apartman dairesindeki balkonunda bitkiye dönüşmesi ve birlikte yaşadığı adamın onu bir saksıya dikmesi hikayesi. Daha sonra yazar bunu farklı bir versiyonunu yazmak istemiş ve ortaya "Vejetaryen", "Moğol Lekesi" ve sonuncu olarak da "Alev Ağacı" ortaya çıkmış. Aslında her biri ayrı bir öykü olarak ele alınarak yazılmış olsa da daha sonra yazar bunları bir bütün olarak görmek istemiş ve ortaya okurken sarsılacağımız ve fazlaca cinsellik ögelerine maruz kalacağımız bir roman olmuş.

2017 Bullet Journal || Kitap Sayfaları

10 Şubat 2017 Cuma


Bullet Journal'ın ne demek olduğunu artık çoğu kişi biliyordur fakat kısaca anlatmam gerekirse her şeyiyle sizin tasarladığınız ajanda/planner diyebilirim. İlk olarak ajanda geçmişimden bahsetmem konunun ilerleyişi açısından önem arz ettiği için buradan başlayacağım. 2017 ile beraber bu benim üçüncü ajanda/planner/bullet journal kullanımım oluyor.

Tarihler 2015'i gösterir ve ben eyleme geçmeye hazır olduğumu zannederek güzel bir ajanda alırım. İlk başladığımdan doğum günleri ve sınav tarihleri arada da okuduyup bitirdiğim kitapları not etmek için kullandığımdan yarısından fazlası kullanılmadan yılı tamamlamıştım. Daha sonra Bullet Journal kavramı yavaş yavaş gözüme çarpmaya başlayınca aynı zamanda yine ajanda tutkum da devam ettiğinden yine bir yılın başına gelmeden bende plan proje oluşmaya başladı.

2016 yılı için ise ajanda yerine başlıktaki sarı renkli defter boyutunda bir defter seçtim. Benim için o ay ne önemli ise onları yazdığım bir defter oldu. Bazı satırları sadece o gün neler hissetiğim bazılarında sevdiğim sözler bazılarında okuduğum kitaplar ve sevdiğim dizileri not alarak en arka sayfalarını da yine almak istediğim kitaplardan oluşturarak bir ajanda/planner oluşturdum. Diğerine göre çok çok daha kullanışlı ve bir o kadar da eğlenceli bir defter olmuş oldu ve 2016'yı o defterle kapattım.

Şimdi 2 deneyimimle de vardığım sonuç şu oldu: Bullet Journal kavramı olarak defterleri kullanmadığım ortaya çıktı. Ama hala gözüm bullet journallarda olunca bende iyice bir araştırmadan sonra ve benim eklemelerimle ortaya güzel ve içime sinen bir bullet journal oluştu. Sizinle de bunu paylaşıp biraz da olsa kendi deneyimlerimi anlatmak istiyorum. O zaman başlayalım!

"Bir gürgen dalı hikayesi" Ben Bir Gürgen Dalıyım - Hasan Ali Toptaş || Kitap Yorumu

6 Şubat 2017 Pazartesi

Doğayı dinlediniz mi hiç? Peki ya bir gürgen ağacını?

 Hikaye bir karşılaştırma, kendini onun yerine koymayı öğrenme ve derinden yaşanılan öfkelerin içsel bir harmanlaşmasıyla oluşturulmuş. Hasan Ali Toptaş bizi Beşparmak Dağları'nın ötesindeki düzlüğe götürüyor. Oradaki yaşama göz atıyoruz beraber. Bir gürgen ağacının gözleriyle bakıyoruz o düzlüğe ve bir hikaye işitiyoruz usulca. Kelimelerin bizi sarmasına izin veriyoruz o vakit ve işte tam karşımızda bir gürgen ağacı duruyor usulca fısıdıyor "Ege toprağında gencecik bir gürgendim ben." diyerek başlıyor anlatmaya kendi hikayesini. Di'li geçmiş zaman eki kullanması ile de bizi şimdiden meraklandırmayı başarıyor.


Hasan Ali Toptaş'tan okuduğum ikinci kitap oldu Ben Bir Gürgen Dalıyım. İlki ilk şiir kitabı olan Yalnızlıklardı. Onun yorumunu girmediğimi biliyorum fakat size bir sır verebilirim. *fısıldayarak: "Onun yorumu da gelecek. Yakında."  Umarım sırrımı güzelce aklınızda tutar zamanı gelince de özgürlüğünü kendi ellerinizle verirsiniz. Ben ise şimdi Hasan Ali Toptaş'tan okuduğum ikinci kitabı size minik lokmalarla sunmaya çalışacağım. Bakalım olacak mı?

Yabancı - Albert Camus || Kitap Yorumu

1 Şubat 2017 Çarşamba

Yabancı,  1942 yılında yayımlanmış ve İkinci Dünya Savaşı 'ndan sonra bütün dünyada ünlenmiş bir yazar olan Albert Camus'un yazdığı bir soyutlanma hikayesi. Meursault'un hayatı ve toplumsal ilişkileri içindeki duruşunu, daha doğrusu soyutlaşması aynı zamanda umursamazlığını okuyoruz. Hikaye oldukça sade bir anlatım tarzı ile yazılmış olsa da vermek istediği mesajı Camus tek bir karakter üzerinde toplamış. Bir bakıma kendi düşünce yapımdan da izler bulduğum için de hem karaktere olan bağım çok çabuk oldu hem de kurgunun izleyeceği yolu merak içinde okumamı sağladı. 1957 Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görülmesi üzerine benim yorumum nasıl bir yer eder bilemesem de en azından klasikleşmiş bir eserin bende bıraktığı izleri hala okumamış olan ya da okuyup da üzerine farklı görüşler edinmek isteyenler için yazmış olacağım.


Neler Okumuşum? || Ocak - 2017 + Türk Dili ve Edebiyatı bölümü hakkında birkaç düşünce

1 Şubat 2017 Çarşamba


2017 geldi derken ocak ayı da bir çırpıda geçti gitti. 'Neler Okumuşum?' yazılarını yazmaya devam edeceğim. Fakat bu aylık durum raporlarında birkaç değişiklik yapmaya karar verdim. Yine okuduklarımdan bahsedeceğim ve aynı zamanda sohbet havasında olsun da istediğim için bir konu belirleyip onun hakkında lakırtı, tıngırtı -artık ne derseniz deyin- olarak yazıları süslemeyi  düşünüyorum. Ya hiç olmadı bu falan diyeniniz olursa hemen vazgeçerim ama he! Okuyucu baş tacım, ceketimin yakası, kitabımdaki ayracımdır.

O vakit kış ayının en beyazlısı ocak ayında neler okudum bir bakalım;

Saygı Duruşu, Siegfried Lenz || Kitap Yorumu

26 Ocak 2017 Perşembe

Aşık olma kavramının yeniden altını çizen Saygı Duruşu, ana karakterin hem dış etkenlerin hem de kendi benliğindeki tartışmaların arasında durduğu saf hali adeta siyah beyaz bir festival filmi havasında okuyoruz.
*Hikayeyi Olafur Arnalds'ın  Trance Frendz albümü dinlenilerek okunması tavsiye edilir. Şiddetle.

Hikayeden söz etmeden önce yazara değinmek istiyorum. Kendisi Alman Dersi romanı ile büyük bir etki bırakıyor. Birçok öyküsü ve 12 romanı var fakat Türkçeye sadece 3 kitabı çevrilmiş. Ekmek ve Oyunlar, Alman Dersi ve Saygı Duruşu.

Alman bir yazar olması hikayemizdeki diğer ana karakterin İngilizce öğretmeni olmasına engel olmamış. Bazı dialoglar İngilizceden çevrilmiş ki bu benim için biraz garip bir okuma deneyimi oldu. Şöyle izah ediyim. Genelde hep ingilizce çeviri kitapları okuduğum için zaten Türkçesini okuyoruz açıklamaya gerek kalmıyordu. Fakat Almancadan Türkçeye çevirilen bir kitabın içindeki ingilizce cümleler ayrı bir açıklama yapılmış. Bende farklı bir okuma yarattı.


Şuan okuduğum kitap ile -Yabancı- beraber ocak ayında okuduklarım hep ölüm ile başlaması da oldukça tesadüf oldu. Son Nefes Havaya Karışmadan başlı başına bir ölüm kavramı işlenirken Saygı Duruşu'nda da ölümün yine aynı ızdırapta fakat başka hayatlara misafir gitmiş olarak buluyorum. Lise öğrencisi olan Christian öğretmeni Stella'ya aşık olması üzerine bir anı gibi ustalıkla hazırlanmış bir hikaye bizi karşılıyor. Başta da dediğim gibi sanki kitap boyunca hep siyah beyaz bir film penceresinden izlediğimiz insan tiplemesinin çok da mühim olmadığı bir hikaye Saygı Duruşu. Karakterlerden çok denizin, deniz kıyılarının, yelkenlilerin tasvirleri daha ön planda. Ki bu Saygı Duruşu'nu bir tık daha çekici hale getirmiş. 

Hızlı geçişler oluyor geçmiş ve şimdiki zaman arasında. Christian'in bakış açısı bize rehberlik ediyor. Aynı zamanda da yazar öyle bir anlatım yolu seçiyor ki bir yandan Christian'ın anılarındayken bir yandan da Stella ile mektuplaşıyormuş hissi kullanılmış. Hitap şekilleri bazen "sen Stella" iken bazen "öyleydin Stella" ve "sonra şöyle gelişti olaylar" şeklini alan bir anlatım şekli bu. Hiç rahatsız etmiyor bizi okurken. Naifliği de buradan geliyor galiba. Hikaye bazen bize, okuyucuya anlatılırken bazen Stellaya bazen de kendine anlatıyor Christian.

Ölüm her hikayede farklı ele alınıyor yani kısaca.  Farklı olmasına rağmen aynı acı.
Aynı toz parçacıkları.
Aynı gözyaşları.


Son Nefes Havaya Karışmadan, Paul Kalanithi || Kitap Yorumu

26 Ocak 2017 Perşembe

Webster aklını ölümle bozunca
Görmüştü kurukafayı derinin altında;
Ve dudaksız bir sırıtışla uzanmış yatan
Göğüssüz yaratıkları toprağın altında.
                                                               - T. S. Eliot, "Ölümsüzlüğün Fısıltıları

Son Nefes Havaya Karışmadan, 2017'nin ilk bitirdiğim kitabı oldu.  Ocak ayında kitap okumaya biraz geç başlamış olsam da kısa zamanda yeniden eski hızımı kazandım ve Paul Kalanithi ile tanışmış oldum. Tanışmamız ben Goodreads 2016 yılının en iyileri yazısını yazarken dikkatimi çekmesiyle olmuştu. O zamanlar türkçe edisyonunun Altın Kitaplar tarafından çıkacağını bilmiyordum. Daha sonradan öğrendiğimde kitap tabiri caizse beni oku diyerek beynime sinyaller gönderdi. Zaten kurgu dışı bir kitap okuma isteğim de olunca ben de idefix'in kampanyası ile almış oldum.


Son Nefes Havaya Karışmadan, anı/biyografi kategorisinde yer alıyor. Doğal olarak da hemen aklımıza "Kimin hayatı anlatılıyor?" sorusu geliyor. Daha sonra size cevap olarak Paul Kalanithi'nin ölmeden önceki hayatını anlattığı bir kitap olduğunu söylüyorum. Hem de 2015'in mart ayında hayata veda etmiş. Kendisi alanında oldukça usta olan bir beyin cerrahı. Alt dallarından olan nörobilim üzerine doktorasını yapmış. Fakat hayatın bizlere ne getireceğini bilemiyoruz elbette. Kendisi dördüncü evre akciğer kanseri olduğunu öğreniyor. Kariyerinin zirvesinde olması ve bu alanda gerçekten severek yükseldiğini, hayatını buna adadığını kitabı okurken kendi yazdığı satırlarda bunları anlıyoruz. Kendisi aynı zamanda edebiyata da ilgi duyan biri. Ki bu ikilinin yan yana geldiği pek sık görülmeyen bir durum. Bilim ve edebiyatın tek bir kişinin etrafında toplanması oldukça güzel görünüyor. Her ne kadar şöyle bir algı olsa da "sayısalcılar ve sözelciler" Paul Kalanithi bu tabiri yerle bir etmiş.

Kitap boyunca Paul Kalanithi'nin ünlü yazarların sözlerinden etkilenerek sonuçlara ya da eylemlere geçtiğini görüyoruz. Seçimleri ve sonuçlarını izlerken aynı zamanda da ailesinin şekillenişini ve aldığı kararların ailesine ve çevresine yansımalarını pek göremiyoruz. Bunun sebebi kitabı yazarken kanserin son evrelerine yakın olmasının etkili olduğu apaçık belli. Kitabın yarım kalması ile de son sözlerinin eşinin tamamlanmasıyla biten bir kitap oluyor Son Nefes Havaya Karışmadan.

Hani çocukken bizlere şu soru sıklıkla sorulur ya "büyüyünce ne olacaksın?" Ben de her çocuk gibi her bir yaşımda farklı meslekler söylediğimi hatırlıyorum. Hatta şimdi sorsak yine net bir cevabım olmaz. Meslekler bana her zaman keşfedilmemiş coğrafyalar gibi gelir. Her bir meslek tanınmaya ve öğrenilmeye değer olduğunu düşünüyorum. Bundan dolayı da Pual'un beyın cerrahı olması beni hemen o mesleğe ilgi duymama yol açtı. Beyin cerrahlarının ya da genele vurarsam doktorların hastalar ile ilişkisi onların bakış açısından bazen duygusuz olmalarını bazen de bunu taşıyamadıklarını Paul Kalanithi bizlere şöyle anlatıyor:

Bazen omuzlarınızdaki yükün ağırlığı elle dokunabileceğiniz kadar görünür oluyordu. Yaşadığınız stres ve yorgunluk sanki soluduğunuz havanın bir parçasıydı. Bazı günlerde ise, tıpkı sıcak ve nemli bir hava gibi, bütün boğuculuğuyla üzerinize çöküyordu. Bazen hastanede olmak, sonu gelmeyen bunaltıcı bir mason yazında kapana kısılmaktan farksızdı: Terden sırılsıklamken, üzerinize hasta yakınlarının gözyaşı yağmurları yağardı.  (Son Nefes Havaya Karışmadan, syf. 81)
Paul Kalanithi sayfalar boyunca tek bir kelimenin üzerinde kalmaya devam ediyordu: Ölüm. Onun için bu kelime kanser olmasından dolayı önem kazanmamıştı. Kariyerindeki amacının biraz da ölümü keşfetme isteğimdi diyerek: Ölümün peşine düşmek, üzerindeki sır perdesini aralamak, onunla göz göze gelmekti diyerek sözlerini devam ediyordu. Nörocerrahi bu yüzden onun için mükemmel bir alandı. İşin özünün kalbine inmek istiyordu. Bunun için bütün kariyerini şekillendirdi.

Önceden dediğim gibi Paul Kalanithi sadece beyin cerrahlığı ile ilgilenmiyordu. Edebiyat da onun için varlığın temeliydi. "(..) edebiyat, anlam arayışımızın , düşünce hayatımızın en zengin örneklerini sunuyordu ve öyleyse beynimiz de bunu bir şekilde mümkün kılan makineydi. " İngiliz Edebiyatı bölümünden yüksek lisans derecesi alması da edebiyatın hayatının önemli bir yere sahip olduğunu görüyoruz.

Kitabın ilerleyen sayfalarında Paul'un dinlere olan bakış açısını ve sorgulayılıcığını anlattı bölümler de var. Belli temellere dayanarak tabiki somut verilere göre görüşlerini sıralaması aynı zamanda din ve bilim ikilisi için ne düşündüğünü görmemizi sağlıyor.

Son Nefes Havaya Karışmadan, 2017 yılında okuduğum ilk kitap olması aynı zamanda da bu kadar hüzünlü ve bir o kadar da dolu dolu olması beni oldukça tatmin etti. Okurken sayfalar göz açıp kapayıncaya kadar geçip gitti. Bitirdiğinizde kalbinizde bir miktar üzüntü bir miktar da sevgi bırakan bir kitap oldu.


Bana buralardan ulaşabilirsiniz;
Snapchat: raggedybook 
Goodreads: raggedybook 
Instagram: raggedybook_
Twitter: raggedybook 

Okuma Maratonu #2 || 20 Ocak / 12 Şubat 2017

18 Ocak 2017 Çarşamba


Beklenen an geldi! Herkesin istediği, mesajlara boğulduğum okum.... Şaka şaka tabiki öyle bir şey olmadı. Biliyorsunuz ki ilk defa bir okuma maratonu düzenlemiştim 2016'nın eylül ayında. Okullar açılmadan okuyabildiğim kadar kitap okumak istediğimden böyle bir etkinlik yapmıştım. Gerçekten çok güzel geçmişti. Hatta beklemediğim yorumlar almıştım. Katılmak isteyip de katılamayan birçok kişi vardı. Ben de böylece ilk maraton bitiminde bir tane daha yapmak için söz verdim. İşte o gün geldi çattı. Yine kendime okuma listesi hazırlarken bir anda okuma maratonuna dünüştü ve zaman geldi! O zaman kolları sıvayın. Kalem ve kağıtlarınızı da hazırladınız mı? Güçlü bir nefes alın. 
Hadi başlayalım. 

Öncelikle katılmak isteyen kişilerin yapması gerekenler;

+ Etkinlik görselini (şu yukarıdaki) blogunuzda okuyacağınız kitapların listesi ile beraber yayınlamak 

+ Ardından bu yayının altına yayınınızın linkini bırakıp katıldığınıza dair özenle belirlediğiniz cümleler. 

+ Böylece ben de katılımcıların linklerini bu yayında 'Katılımcılar' başlığı altında listeleyebilirim.

+ Bu sayede katılımcılar arasındaki iletişim de kolay olmuş olur. Herkes birbirlerine bakıp gaza gelebilir. :)

+ Ben her hafta bitiminde maraton boyunca neler yaptığıma dair yayınlar paylaşacağım. İsteyen bu şekilde istemeyen maraton bitiminde yayınlarını paylaşabilir. 

Bu kadar. Eğer aklınızda soru işareti kaldıysa ilk maratonda nasıl bir yol izlediğimi bakabilir (Likleri en aşağıya bırakacağım.) veya direkt yorum bırakıp sorularınızı sorabilirsiniz. 


Maraton boyunca okuyacağım kitapları da buraya bırakayım. Üzerini çizip bitirdiğim tarihi atarım. Kime ne? :P
  1. 1984, George Orwell
  2. Bülbülü Öldürmek
  3. Yabancı, Albert Camus (31.01.2017)
  4. Kürk Mantolu Madonna, Sabahattin Ali
  5. Korkuyu Beklerken, Oğuz Atay
  6. Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Ahmet Hamdi Tanpınar
  7. Babalar ve Oğullar
  8. 72. Koğuş, Orhan Kemal
  9. Amok Koşucusu, Stefan Sweig
  10. Bir Delinin Anı Defteri, Gogol
Bazıları elimde olmadığı için ya internetten alacağım ya da kütüphaneden. O yüzden şimdilik elimde olan kitaplarla başlayayım. Daha sonra belki listede değişiklik de olabilr. Fantastik, bilim kurgu türünden kitaplar da araya sıkıştırmayı düşünüyorum. Bakalım nasıl olacak. Şimdilik 10 kitap gibi gözüküyor. Umarım maraton herkes için bol kitaplı geçer. 20 Ocak maratona başlama günü. O yüzden herkese hazırlıklarını yapması için 2 gün verdim. Tabi bu süre formalite icabı. Önemli olan okuyabildiğimiz kadar kitap okumak. Maraton boyunca istediğiniz gün katılabilirsiniz. Herkese bol şans. Özellikle bana ;)



KATILIMCILAR



Geçmiş Maratonlar 
Made With Love By The Dutch Lady Designs