Ağlatan - Erol Çelik | Kitap Tanıtımı
Ağlatan - Erol Çelik
Arka Kapak
Her şey gerçek olmasını istediğin şeyle ilgilidir.
Fenerin ışığı söndüğünde, lanet köyü sarar.
Cadı dokundu, kara adamlar ağlamaya başladı.
Buradaki hiçbir kötülük sahipsiz değildir.
Kan ve barut kokuyordu ağlayan meyhanenin içi.
Bir cadı ölür, yeni bir cadı doğar, bunu hiç kimse engelleyemez.
Ağlamak, öfkelenmekten daha ucuz olmalıydı.
Bir kadın yalvarıyorsa, korktuğu için yalvarır
ve akıllı bir erkek, hiçbir şeyden korkmaz.
“Heyula, Satranç Ve Şövalye, 19 Numaralı Koltuk”
kitaplarının yazarından...
Tanıtım
Çorak toprakların ortasında yemyeşil bir köy.
Etrafında hiç deniz bulunmayan ama deniz feneri bulunan bir köy. Ağlayarak
tedavi olan köylüler. Deniz fenerine mahkum yaşlı bir kadın. Karakterleri
birbirlerinden çok farklı bir sürü ayyaş. Topal bir hancı. Asla sönmemesi
gereken ışık. Ruhları kararmış adamlar. Yolu yanlışlıkla bu köye düşen bir
gazeteci. Gerçekleri öğrenmek isterken, gerçek olmasını istediği olaylara sürüklenen
bir gazeteci. Genç bir kızın kaderinde yaşamak isteyen ama gerçeği kaybeden bir
gazeteci.
Erol Çelik
yeni kitabında, gerçek olmasını istediğiniz şeylerin arasında dolaşıyor.
Türk gerilim
yazarı Erol Çelik’ten, Ağlatan.
Erol Çelik'ten Ağlatan Hakkında;
1996 yılında bir öykü yaşamak istedim. Gerçek olmasını
istediğim bir öykü. Kendim hayal edip, o öykünün içinde olmak istedim. Bu
yüzden merak ettim ve merakımın peşinden koştum. İnanmadığım ama inanmak
istediğim bir öykü olsun istedim. Bu yüzden hiç tanımadığım bir dünyada, hiç
tanımadığım insanların yanında olmak, onların aldığı soluğu hissetmek, onların
inandıkları şeyleri kabullenmek istedim.
Bu yüzden o öykünün kahramanı oldum. O kahraman, benim
gibi düşünsün istedim. Ona sadece öykülerde olur zannettiği bir aşk yaşatmak
istedim. Bir cadı masalına inanmasını, o cadının köylülere yaptığı kötülükleri
yaşamasını istedim. Hatta kibrinin kurbanı olup, kendini cadıdan üstün
görmesini, köylülere yardım etmesini istedim.
Hiç deniz olmayan bir yerde, deniz feneri öyküsüne
inanmasını istedim. Hiçbir şey elinde olmasa da, sahiplenmesini, sanki aklında
ürettiği bir dünyadaymış gibi yaşamasını istedim.
“Her şey gerçek olmasını istediğin şeyle ilgilidir,”
diyen yaşlı bir adamın sarhoş gözlerinde, onun anlattığı öyküyü gerçeğe
çevirmesini istedim. O öyküyü gerçeğe çevirip çevirmeyeceğinin sürüncemesini
yaşamasını istedim.
Gerçek olan, yaşlı adamın anlattığı öykü olmasa da, o
öykünün kahramanı olmak istedim. Bunu yapabileceğime inandığım an, Ağlatan’la
yüzleşmeye hazır olduğum andı.
Bu yüzden, ağlamamak için çırpınmaya hazırdım.
Bu öykünün kahramanı kim diye sordum kendime?
Bu öykünün kahramanı, Ağlatan’ın kudretini kıskanıp, onu,
kibriyle yok edebilir miydi? Ağlatan’ın bir kadın olduğunu anladığı an, bu
mücadeleye aşkı için girdiği an, sonuçlarına katlanabilir miydi?
Ne kadar uğraşsa da, gerçek olmasını istediği bir öykünün
kahramanı olabilir miydi?
Bunu öğrenmek bile, beni o öyküyü yaşamaya zorladı.
Bu yüzden, yaşlı bir kadının dokunuşunda ağlamak bana
cazip geldi.
Beyaz bir deniz fenerinin gölgesindeki kızın çığlığını
duyduğum an, neyin gerçek, neyin hayal olduğunu öğrenmek istedim. Her attığım
adımda, mistik bir öyküyü kucaklamak istedim.
O zaman bu öykünün kahramanı olmalıydım.
Oldum da.
İşte o zaman, gerçek olmasını istediğim o mistik öykünün lanetini
soluduğumu fark ettim. Fotoğraf makinesindeki donuk bir kare olarak yaşamayı
kabul ettim.
Bu yüzden son sözü koymak istedim ama son sözü bulamadım.
Onun peşinden koştum. Gerçek olmasını istediğim öykümün peşinden.
Ağlatan der ki, “gerçekler gözyaşlarınızla yıkanabilir.”
Bence, bu öykü boyunca kimsenin sizin başınıza dokunmasına
izin vermeyin.
Erol Çelik…
Tanıtım Videosu






6 yorum
Bunu da kesinlikle denemem lazım.Tanıtım için teşekkürler..
YanıtlaSilBende aynı fikirdeyim. Gerilim, gerilim ve gerilim! *.*
SilHer şey, gerçek olmasını istediğin şeyle ilgilidir.
YanıtlaSilÇok teşekkür ederim.
Rica ederim :)
Silselam Kitap Ayracı... kitap ismi başlıkta Ağlayan olarak çıkmış...
YanıtlaSiluppss! o.o Hemen düzeltildi! Teşekkürler Betül :))
Sil