29 Ekim 2016 Cumartesi

, ,

Buradayım - Clélie Avit | Kitap Yorumu

"Üşüyorum. Açım. Korkuyorum.
Bunları hissediyor olmalıyım."

Go Kitap'ın en yenilerinden olan Buradayım, sizi daha ilk sayfadan bu kelimelerle cezp etmeyi başarıyor. Her ne kadar hikayenin ana temasını kullanan oldukça etkili yazarlar olsa da Buradayım'a bir şans vermek istemiştim. İyi ki de vermişim diyorum çünkü aşına olduğumuz komada kalan hastaların hikayesi dışında oldukça dikkat çekici küçük detaylar var. Arka kapak yazısını az çok okuduğunuzu farz ederek konudan çok karakter ve o kurgudaki küçük etkilerden bahsetmek istiyorum.


Elsa, pek tanınmayan bir meseleğe sahiptir. Kendisi dağcılık yapıyor fakat işi göründüğü kadar basit değil. Yürüyüş rotalarının haritalarını çıkaran bir enstitüde çalışıyor ve buzul bölgeleri onun uzmanlık alanı. Bunu öğrendiğinizde  yazarın küçük ama oldukça etkili bir detay eklediğini fark ediyorsunuz. Karakterin kişiliği üzerinde farklı bir bakış açısı getiren şahane bir detay bana göre. Gerçekten böyle bir meslek var mı bilemiyorum ama hikayeye tutunmamı sağladığı bir gerçek.

Bir gün her zaman ki gibi dağ için son kontrollerini yaparken aslında rutin yapılması gereken ip kontrollerini bu sefer düzgün bir biçimde yapmıyor ve Elsa'nın dağdan kopup kendini aşağıda bulması bir oluyor. Bu durum onu komaya sokarken gelelim hikayenin ikinci bakış açısına.
Thibault'un erkek kardeşi birgün araba kazası yapar ve bu kazada iki küçük çocuk da öldürür. Kardeşinin böyle bir durumun içinde olması Thibault'u kardeşinden nefret etmeye doğru sürüklerken bir yandan da mecbur olduğundan dolayı da kardeşini ziyaret günlerinde görmesi için annesini hastaneye bırakması gerekiyordur. Aynı zamanda sevdiği kadından da üzücü bir şekilde ayrılmış olması hayatındaki bir başka sorundur. İster kader diyin ister tesadüf bu iki kaza aslında iki ana karakterimizi de yeni bir umut olacaktır.

Thibault annesini beklerken birden kendini Elsa'nın odasında bulunca merakına yenik düşer ve onun hayatına giriş yapar. Buradan sonrası kitaptaki o mayhoş satırlarda gizli.


Komadaki hastaların konuşamasalar da dışarıdaki sesleri duyduklarına dair bir teori olduğunu biliyoruzdur. Elsa da yaşadığına dair bir tepki veremese de içten içe her şeyi duymaktadır ve hem ailesine hem de arkadaşlarına hala burada olduğunu anlatmaya çabaladığını kitap boyunca okuyoruz. Aynı zamanda Thibault ile olan ilişkisi de bir o kadar okunmaya değer. Hele ki herkes ona her an kırılabilecekmiş gibi kibar davranırken Thibault'un onunla normal bir insanmış gibi konuşması bizi biraz da olsa o olumsuz havadan sıyırıyor. Bu durum hem gülmenize sebep oluyor hem de siz olsaydınız o durumda aynı şekilde davranır mıydınız diye düşündürtüyor.

Thibault'un en yakın arkadaşının bebeği de bir diğer küçük ama etkili bir detaydı. Bebeğin vaftiz babası olması ve ona verilen sorumlulukları yerine getiriş yöntemi okurken koma teması içindeki hikayeyi biraz daha olsa yumuşatmayı ve o buhranlı havayı dağıtmayı başardı.

Kitabın tek sevmediğim yönü ise sonu oldu. Yazar o kadar bitirmek istemiş ki her şeyi bir sayfaya sıkıştırmış gibi geldi bana. Okuyucuya biraz daha o süreci okutması gerektiğini düşünüyorum. Yine de bu olumsuzluğa rağmen kitabı genel olarak kötü diyemiyorum. Kafa dağıtmak istediğinizde okuyabileceğiniz hoş bir kitap olduğunu söyleyebilirim.

Kitap Adı: Buradayım
Orjinal Adı: Je Suis Là
Yazar: Clélie Avit
Yayınevi: Go Kitap
Tür: kurgu, romantik
Sayfa Sayısı: 260
GR Puanı: 3.83
Puanım: 4/5
Okumaya Devam Et Buradayım - Clélie Avit | Kitap Yorumu

23 Ekim 2016 Pazar

, , ,

Bkmkitap.com ve D&R'dan yaptığım kitap alışverişi || Başka diğer şeyler

Haftasonlarını seviyorum fakat bu çoğumuzun tatil için sevdiğinden ziyade benimki blogumla ilgilenebildiğim nadir zamanlar olmasını kapsıyor. Bu size biraz garip gelebilir. Nedense blogumla ilgilendiğim her saniye benim için kendime ait bir yerde özgür olduğumu ve ufacık karışık dünyamdan biraz da olsa uzaklaştığımı hissettiriyor. Neler yapıyorum  ya da hangi kitabı okuduktan sonra yorumunu girmem gerekiyor bunları düşünürken ve zaman ayırırken insan ister istemez zaten o dünyadan kopuyor ki bu harika bir olay. Buna ihtiyacınız oluyor. Kendi tedavinizi bulmuş gibi olmuyor musunuz? Bence buluyoruz. Şimdi tedavi falan hayırdır ağır hasta mıyım ya da ölüm döşeğinde miyim gibi kafa kurcalayan sorular aklınıza gelebilir veyahut gelmeyebilir. Bunlara ne cevap vereceğim ne de üstünde duracağım ama şunu desem herhalde birçoğunuz anlar: Kitap okuyamıyorum. İnsanı üzüyor.

En son okuduğum kitap Go Kitap'tan basılan 'Buradayım' adlı kitaptı. Aslında elimde uzun zamandır sürünüyor. Fakat bu kitabın suçu değildi. Hatta dün son  20 sayfasını bitirmediğim için artık kitabı okumam gerek diyerek sonunda huzur içinde onu kitaplığıma koyabildim. Bence dili olsaydı bana sitem eder ve dün akşamda bana "hele şükür bitirdin pislik." derdi. Kitaplar konuşabilselerdi benimkiler bana tükürürdü ve kitaplığımdan koşarak uzaklaşırlardı. Keşke konuşabilseler.

Lafı yine nerden nereye çekmişim! Üzülmeyin sevgili okur çünkü eğer üçüncü paragrafa kadar geldiyseniz buradan sonrası ana konuyla çok ilgili bir paragraf olacaktır. (Çok da güvenmeyin yine de. )


Bkmkitap.com sitesini ilk olarak Eren'den duymuştum. Kendisinin alışverişinde bir kitabı hiçbir yerde bulamadığını fakat bu sitede o kitabı bulduğunu söylemiş ve kargonun da sorunsuz bir şekilde geldiğini ilave etmişti. Bende bu sözlere güvenerek kitap siparişimi verdim. Aslında aklımda Tüyap'a kadar kitap almamak vardı fakat şöyle bir gerçek var ki ben Türk Dili ve Edebiyatı bölümü okuyorum. Bu da demek ki her an her saniye kitap almamız ve o kitapları okumamız gerekiyor. Bundan şikayetçi olduğum anlaşılmasın sadece planlarımın bozulmasına biraz üzüldüm. Şuan iyiyim. Kitap almak bir insanı nasıl mutsuz yapar ki zaten! ;)

Üstteki kitapların arasında tuğlaya benzeyen bir kitabın da olduğu kitap kargomda neler almışım biraz inceleyelim o vakit.

  • Emile - J.J. Rousseau
Tanziman Edebiyatı dersimize giren hocamızın bütün derslerinde mutlaka bir kitap önerisi alırsınız. Emile'de bu kitaplardan biriydi. "Bunu okumayan edebiyatçı demesin kendine." diyerek en azından beni gaza getirdi ve kitabı hiç de sayfa sayısına bakmadan sepetime ekledim. Almadan önce baksamda almaktan vazgeçmeyecektim ama yine de "nasıl okuyacağım acaba?" diye düşünmeden kendimi alamıyorum.
  • Üç Anadolu Efsanesi - Yaşar Kemal
Türk Halk Edebiyatı dersimizin vizesinde sorulacak olan kitap olur kendileri. Hala bitiremedim ama hocamız duymasın. ;)
  • Efrasiyab'ın Hikayeleri - İhsan Oktay Anar 
Yine Türk Halk Edebiyatı dersinin finalinde sorumlu olduğumuz bir kitap. Aynı zamanda İhsan Oktay Anar ile tanışma kitabım olacak. Biraz heyecanlıyım. Çünkü Puslu Kıtalar Atlası kitabının çok methini duymuştum ve o kitapla yazarı tanıyacağımı planlarken bu çok ani bir değişiklik olacak.
  • Korkuyu Beklerken - Oğuz Atay
Karşılaştırmalı Edebiyat dersine alınan yine mükemmel bir kitap. Oğuz Atay'la Bir Bilim Adamının Romanı kitabıyla tanımıştım. Yorumuna şuradan ulaşabilirsiniz.
  • Yabancı - Albert Camus 
Yabancı da benim kişisel okuma listemden seçilen bir kitap. Kargo bedava olsun diye eklenildi. 


Bir diğer kitap alışverişimi de D&R'dan yaptım. Aslında şuan üst resimde bir kitap daha olması gerekiyor fakat yok. Neden? HALA TEDARİK SÜRECİNDE ÇÜNKÜ!
Cidden! Bu cümleden ne kadar nefret ettiğimi en azından anlamanız açısından büyük harflerle yazmaya çalışsam da ben yine de tatmin olamadım. Her neyse. Kitaplar geldi pekala ama zaten ben tedarik sürecinde kalan kitap için bu siparişi yaparken sizin o kitabı bana yollamayışınız beni derinden yaralıyor sevgili D&R. O kitabın ismini sinirle yazmayı unutmuş olmam da geriye dönüp de sinirle yazdığım satırları silmeme engel olmayacak. Yeni Tarama Sözlüğü'mün en kısa sürede gelmesini istiyorum. Umarım gelir. O zaman aldıklarıma geçelim?
  • Katip Bartleby & Benito Cereno - Herman Melville 
  • Kör Baykuş - Sadık Hidayet 
  • Ben Bir Gürgen Dalıyım - Hasan Ali Toptaş
  • Amok Koşucusu - Stefan Sweig 
  • Sisifos Söyleni - Albert Camus
  • Yeni Tarama Sözlüğü - Cem Dilçin 
Bu kitap alışverişlerimde iki farklı kitap sitesini kullandım. Bkmkitap.com'u mutlaka girip bir inceleyin. Stoklarında bulunmayan birçok kitap sitesindeki kitaplar burada mevcut. Ayrıca kargo çok hızlı bir şekilde elinize ulaşıyor ve babil.com gibi size kitaplarınızın sağlam ulaşmadığında verdikleri bir kart sayesinde tekrar iade edebiliyorsunuz. Aslında bu diğer kitap sitelerinde de var fakat bu kadar hızlı olacağını pek sanmıyorum. Ya da o güvenceyi vereceklerini. 

D&R'ın kitap kargosunu pek beğenmedim. Ben Bir Gürgen Dalıyım kitabının sayfalarının bazıları katlanmış bir şekilde geldi ve eğer bir kitabı elinizde yoksa onu satışta olarak göstermeniz hiç hoşuma gitmedi. Hala bekliyorum. Gelirse bir şekilde burada duyuracağım. 

Onun dığında söylemek istediğim bir şey de cumartesi - pazar günleri blogda yazı görmenizin oldukça muhtemel olacağıdır. Hatta eğer üşenmezsem Buradayım kitabının yorumunu yarın yazabilirim. Böylece hem blog aktif olmuş olacak hem de ben birazcık da olsa vicdan azabımı azaltabileceğim.  

Kendime Not: Birkaç ay, yıl geçtikten sonra tekrar bu yazıları okuduğunda Sia'nın şarkılarına acayip derece takıntı yaptığını bil istiyorum. Çünkü böyle şeyler her zaman önemlidir. Ek olarak biraz üzgünsün.
Okumaya Devam Et Bkmkitap.com ve D&R'dan yaptığım kitap alışverişi || Başka diğer şeyler

16 Ekim 2016 Pazar

Kek ve Kahve/Çay Günleri #2

Kek ve Kahve Günleri an itibariyle 'Kahve/Çay' olarak değiştiğini söyleyerek konuya giriş yapmak istiyorum. İlk yazıma gelen yorumlara ve daha sonrasında Sade ve Derin blogunun sahibesinin de bir yazısında bahsetmesi üzerine zaten kafamda olan bir seriyi biraz daha şevk ile yapmaya karar vermiştim. Fakat bu konsept her zaman oturup da yazacağım bir yazı olmadığından aradan bayağı bir zaman geçmesini anlayışla karşılayacağınızı düşünüyorum. Bunun haricinde blogum ve ben zamandan ve çevre koşullarından mütevellid bayağı bir süreçten geçmekteyiz. Neyseki bu süreci olağan karşılıyor ve artık klişelerin klişesi olan 'değişmeyen tek şey değişimdir.' diyerek asıl konuya geçiyorum. 

Lipton burada sponsorluk yapmıyor arkadaşlar.

Kafam perşembe pazarı gibi olduğunda kendimi burada bulmam kaçınılmaz olmaya başladı. Eskiden olsa bu karışıklıkta boğulmayı tercih eden ben şimdi ellerimi ve düşüncelerimi serbest bırakmaya karar verdim. Bu oldukça duygusal bir süreç aslında. Aynı bir kelebeğin kozadan çıkması gibi bende bir kozadan çıkıyor ve o günü yaşamaya çabalıyorum. Belki o gün güzel olmuyor ama her defasında bir kozadan çıkıp o günü en mükemmel şekilde geçirmeyi istemem sanırım insanı biraz yoruyor. Yoruyor ve bir miktar üzüyor.

Gittikçe zaman sizden üstün gelmeye ve sanki sizi bir kafese hapsetmişçesine boğmaya başlıyor. Ta ki silahı ya ona doğru hedef aldığınızda yada tam tersi siz kendinize hedef aldığınızda.
Ateşlemek istemeyebiliyorsunuz.
Bazen merminiz olmayabiliyor.
Bazen de silahı tek tutmadığınızı fark ediyorsunuz.

En kötüsü de sanırım bunların hepsinin farkında olmak. Farkında olup da seçeceğiniz her yolun size zarar vereceğini bilerek o kafesde tek başınıza karşı koymanız. Buraya hemen o kafeste çalan şarkıyı eklemem uygundur. [KAFES]
I struggle to fly now. (Şimdi uçmak için mücadele ediyorum.)

Geçen yazıda zincir hep uzar demiştim. Sizi bilmem ama benim zincirim artık uzamıyor çünkü pas tuttu. Uzaması mı iyiydi yoksa pas tutması mı emin olamıyorum. Sonuçta tekrar aynı zinciri yapmak uzun sürmez ama yerine yenisini almak eskiyi unutacağım anlamına gelmiyorsa boşu boşuna yeni bir zincir almış olacağım. Biraz cimriliğin tam zamanı diye düşündüm.

Kendim şuan Martı Jonathan gibi hissediyorum. Ama aramızdaki tek fark onun uçabiliyor olması. Hatta diğer kuşları da uçmak için teşvik etmesi.  Bu her martının yapacağı bir eylem değil.

Kek bu sefer cevizli, havuçlu, kuru üzümlü ve tarçınlıydı. Elma çayını da çok severim. Yanında çok hoş durdu. Üstelik hem kekin şekli hemde kupamın bu yazıya oldukça katkısı oldu. Onlara da bir teşekkür edebiliriz. Her derde deva değiller belki ama seçme şansları olsaydı eminim olurlardı.



Okumaya Devam Et Kek ve Kahve/Çay Günleri #2