16 Ağustos 2017 Çarşamba

, , , , ,

Hayatıma 'şiir' kategorisi ekledim.

"Bloga nasıl yazılır?" adlı bir yazı var mıdır acaba. Çünkü yazmak istediğim onca şey arasından hangisini, nasıl bir düzen içinde paylaşsam bilemiyorum. Sanırım kararsızlıkla gelen üşengeçlik beni bu hala soktu. Zaten uzun bir ara verdiğimi şu yazıda özetleyerek anlatmıştım fakat yine de elim gitmiyor. Bu aralar neler yapıyorum yazısı ile başlamam mantıklı gibi geldi. Eh ne de olsa bitirdiğim kitapların yorumu hala bekleyebilir değil mi? 


Hayatıma şiir kategorisini sonunda ekleyebildim. Sanırım şiirin sizi seçmesi gerekiyor. Aynı şeyi kitaplar için de söyleyebilirim. Ama kitaplar beni küçük yaşlarımda seçtiği için çok şanslıyım. Evet şiir diyorduk. Şiir hayatıma girdi. İlk tanıdığım ya da şöyle demem gerek el sıkışıp; 

"Merhaba, ben Fatma. Siz?" 
"Merhaba ben Necip Fazıl." 

Necip Fazıl Kısakürek. Evet. "Bu Yağmur" şiirine takılı kaldım. Tabiri caizse vuruldum. Hatta şuradaki videodan bayağı bir etkilendim. Ardından ikinci ezberlediğim şiir oldu ki şunu eklemem gerek benim ezberim hiç ama hiç iyi değildir. Her yağmur yağdığında bağıra bağıra bu şiiri söylemeye başlamamı saymıyorum. Böylelikle Necip Fazıl hayatıma girdi. Ardından SoundCloud hesabı açtım zevkine güvendiğim birini takip etmek için. Orada takılırken birden karşıma Didem Madak'ın "Çiçekli Şiirler Yazmak İstiyorum Bayım" şiirini dinledim. Hop! İkinci tutulma. Tutulmalar arasında belirli bir düzen olmadığı gibi bu tutulmalardan zarar görme olasılığım yüzde bir civarında olmasına rağmen o yüzde birlik kısımda yandım. Yanarken bari tam yanmalıyım diyerek gidip 'Grapon Kağıtları' adlı şiir kitabını aldım. Yine SoundCloud'da gezerken 'Mutsuza Kim Bakacak?" şiirini dinledim. Sanırım Didem Madak beni biraz zora sokmak boğazımda kalmış kelimeleri bir bir kerpetenle çıkarmak istediğine karar vermiş.  Şu satılarda bir miktar üzülüyorum;

Bilir misin maviş anne?
Ben çekildiğim her fotoğrafta 
Defolu bir kelebek gibi çıkarım. 

Şiir kitabı aldığım zaman yanında Özdemir Asaf'ın Çiçek Senfonisi isimli bütün şiirlerinin bulunduğu kitabı da almıştım. Onun şiirlerini de yine SoundCloud'dan dinleyerek okuyorum. Bazen ben de seslendiriyorum şimdi. Yalan olmasın ama sanırım şiirleri sesli okumayı seviyorum. 

Paylaşım yapmasam da eğer "Şi'r" adındaki çalma listeme göz atmak isterseniz buraya profilimin linkini bırakıyorum. Şiirleri sesli dinlemek onları yorumlayanlar hakkında kafamda analizler yapmak sonrasında güzelsiniz diyerek bir yerde toplamak şuan için yeni hobim. Hobi... Ne garip bir kelime öyle.


Okumaya Devam Et Hayatıma 'şiir' kategorisi ekledim.

11 Ağustos 2017 Cuma

Kayıp Zamanlar | MayHazTem 2017

Neden ağladığımı bilmiyorum, diyorsun
çünkü bir şeyler değişiyor içinde
kendini ikna etmiyor düştüğün boşluk
bildiklerin başkalaşıyor gözlerinin önünde
yabancılığı öğreniyorsun 

 Aynanın Önünde Bırakılmış, Murathan Mungan 

En son milattan önce 2017 nisan ayında iki yazı girmiş daha sonrasında hayalet olmuştum. Bunun bir sebebi sınavlarımın oluşu diğer sebebi ise tatile çıkmam. Hal böyle olunca 3 ay boyunca buralarda olamadım. Kısa bir özet geçmemde yarar var.


+ MAYIS 2017

-İle, Oruç Aruoba = 4/5
-Kuyruklu Yıldızın Altında Bir izdivaç / Melek Sanmıştım Şeytanı , Hüseyin Rahmi Gürpınar = 4/5
- Ölü Zaman Gezginleri, Hasan Ali Toptaş = 5/5

18 May
Üniversitede bisiklet sürmece *.*

19/20/21 May - 
Tekirdağ Gençlik Festivali

Buray - Hayko Cepkin

30/31 May - 
Final Haftasına giriş yapıyoruz.

+ HAZİRAN 2017

-Sıradan Zaferler, Manu Laranet = 5/5
-Düş Ülke, Neil Gaiman = 4/5
-Tuhaf Kütüphane, Haruki Murakami = 5/5
-İlahi Komedya, Dante = 3/5

1-9 Haz
Final Haftası devam etti ve bitti.

22 Haz
Rakoçi görseydi kesin ağlardı. Ondan ben de ağladım.

27 Haz
İstanbul benden büyüktü mesela. Ama korkmadım. Boğulmayı seçtim.

29 Haz
Marmaris tatilim başlıyor! 💖


 + TEMMUZ 2017

-Satranç, Stefan Zweig = 5/5
-Timsah Sokak Şiirleri, Murathan Mungan = 4/5

29  Haz - 13 Tem
Tatilden birkaç anı





Gıdış, kendini hiç sevdirmez ama böyle şirinlikler yapardı

Çakıl, sadece 6 aylık olmasına rağmen benimle aynı boydaydı. Özledim... 


11 Tem
Kanlı ay


17- 26 Tem
Adobe Photoshop kursu (TrakyaKariyer) + koç burcunun hikmeti :)

27 Tem - 5 Ağu
Adobe Illustrator kursu (TrakyaKariyer) + Mandalina'nın gelişi

GÜNÜMÜZ 11 Ağustos 2017

Bloga geri döndüm!! Yey
Sadece geri dönerken uzun yolu tercih etmiştim.
Şimdi nerede kalmıştık?
Okumaya Devam Et Kayıp Zamanlar | MayHazTem 2017

23 Nisan 2017 Pazar

, , ,

"Memleket Edebiyatının Kirpisi" Memleket Hikayeleri - Refik Halid Karay || Kitap Yorumu

(...) Bana onlar (Memleket Hikayeleri) , vatan Anadolu'nun yarım yüzyıl içinde değişen ve değişmeyen davranışlarına en keskin ışığı tutuyor. Onlar sayesinde üstad Refik Halid'in öze varmaktaki büyük kudretine ve zamanı yenen eşsiz görüş ve anlayışına bambaşka bir anlayışla hayran oluyorum. (...) Prof. Sabri Esad SİYAVUŞGİL 

Refik Halid Karay nam-ı değer "Kirpi", İstanbul'da son derece rahat bir yaşamı olmasına karşın bir gün Mahmut Şevket Paşa'nın vurulmasından sonra Sinop'a sürülür. Bu sürgün hayatı ise böylece memleket edebiyatımızın temellerini atmasını sağlar. Aslında Karay'ı ilk olarak hepimizin de bildiği gibi Fecr-i Ati'den tanıyoruz. Alaycı, neşeli kişiliği ile iyi bir gözlem gücünün birleşmesiyle yazdığı hikayeler şekillenmeye başlar. Zaten yazarlığa da mizah ile başlamıştır. Hikayelerinde hep ezen ve ezilen kişileri konu alması onun bu kulvarda ustaca ilerlemesine ve eleştiri gücünün de son derece gelişmesini sağlamış.


Yazarın hayatı sürgünle beraber ıstırap dolu geçerken Türk edebiyatına da Memleket Hikayeleri'ni (1919) kazandırmıştır. Anadolu halkının yaşayışını, memurların devleti temsil etmediklerini saf Türkçe ile anlattığı hikayelerinde bunların harmanlanmış hallerini güzelce biz okuyuculara sunmuş. Okurken her hikayenin sonunda hafif bir sırıtışla bitirdiğiniz hikayelerin en ünlüleri ise "Yatık Emine", "Sarı Bal" ve "Şeftali Bahçeleri"dir. Anlatılışı ve akıcılığı çok kolay olmasına karşın dönemin sosyal yaralarına da değinmesiyle Refik Halid kendine düşen görevi ustaca yerine getirmiş.
Başta da Siyavuşgil'in Memleket Hikayeleri için söylediği sözlerin devamında "Bana o hikayeler, bugün, Anadolu'nun insan ve sosyal hayatı üzerine yazılmış ve yazılacak en azametli psikoloji ve sosyoloji eserlerinden daha etraflı, daha derin, daha dolu ve daha gerçek geliyor. " diyerek aslında tam da benim demek istediklerimi dile getirmiş.

Kitabın ilk hikayesi olan "Yatık Emine" benim en çok üzüldüğüm, sinirlendiğim hikaye oldu. Şehir hayatını ve insanlarının hep içerisinde olmuş olan ben köylerdeki "kötü kadın" sıfatını almış bir insana gösterilen tutuma anlam veremedim. Aslında her yerde karşılaştığımız 'kötü olanı dışlama ama aynı zamanda da ondan faydalanma' ilkesinin orada da aynı şekilde olduğunu bilmek acı gerçeklerin tokat gibi yüzüme çarpmasını sağladı. Anadolu insanının o saf ve temiz yüreğini ararken aslında her yerde insanın aynı olduğunu anlıyorsunuz ve  Refik Halid Karay hikayenin sonnunda da bizleri sadece üzerine soğuk su içecek halde bırakıyor. Elinizden hiçbir şeyin gelmeyişi ve hikaye akışına müdehale edememeniz sinir bozucu olabiliyor. Özellikle de bu hikayede.

Genel olarak hikayeler kısa ve öz bir anlatımla yazılmaları okurken okuyucuya büyük bir rahatlık sağlıyor. Şu sıralar roman okumakta zorlandığınızda rahatlıkla elinize alıp okuyabileceğiniz nefis öyküler barındırıyor Memleket Hikayeleri. Şiddetle tavsiye etmeden önce ise Refik Halid Karay'ın yaşamına da bir göz gezdirmenizi ve onun nasıl bir yazar olduğunu anlayarak eserlerine başlamanızı söylemek istiyorum. Memleket Hikayeleri bir sürgün vesilesiyle yazılmış olduğu gerçeği size de hayatımızdaki kötü durumların gücünü anlamamız için bir ışık tutmuyor mu?

Buralarda da beni takip edebilirsiniz;
Instagram: raggedybook_
Facebook: Kitap Sayfaları
Twitter: @raggedybook
Okumaya Devam Et "Memleket Edebiyatının Kirpisi" Memleket Hikayeleri - Refik Halid Karay || Kitap Yorumu

15 Nisan 2017 Cumartesi

, ,

"Et yemiyorsan kesin akıl hastasısın?" Vejetaryen - Han Kang || Kitap Yorumu


Yukarıdaki şarkı belki bir vejetaryen olmanıza etki etmeyebilir fakat Han Kang'ın "Vejetaryen" kitabı Kore'deki vejetaryen kavramı üzerindeki duvarları hasara uğrattığını düşünüyorum. Yoksa 2016 Uluslararası Man Booker Ödülü'ne layık görülmesinin başka bir açıklaması olabilir mi?

İnsan neden vejetaryen olur?
a) et sevmediği için
b) hayvanları sevdiği için
c) et sevmemek de ne demek?
ç) bu dünyadan göçüp gideceğiz zaten bence yiyelim.
d) şıklar biraz saçma geldi
e) soru yanlış hocam.

Şıkları 29 harfe doğru uzatılabilecek olan bu soruyu hedef alma sebebim okurken  "vejetaryen misin?" ya da "bu kitap vejetaryenlere göre galiba" gibi yorumlar gelebileceğini düşündüğüm için buna bir açıklık getirmek istiyorum.

Kitap vejetaryenliği anlatmıyor arkadaşlar.

Yorumu okurken lütfen bana kızmayın çünkü bir sürü "vejetaryen kelimesi kullanılabilir. Dikkat!



Hikayemiz aslında Han Kang'ın on yıl önce yazmış olduğu "Kadınımın Meyvesi" adlı hikayenin evrimleşmiş ve 3 hikayeye bölünmüş hali imiş. Bir kadının apartman dairesindeki balkonunda bitkiye dönüşmesi ve birlikte yaşadığı adamın onu bir saksıya dikmesi hikayesi. Daha sonra yazar bunu farklı bir versiyonunu yazmak istemiş ve ortaya "Vejetaryen", "Moğol Lekesi" ve sonuncu olarak da "Alev Ağacı" ortaya çıkmış. Aslında her biri ayrı bir öykü olarak ele alınarak yazılmış olsa da daha sonra yazar bunları bir bütün olarak görmek istemiş ve ortaya okurken sarsılacağımız ve fazlaca cinsellik ögelerine maruz kalacağımız bir roman olmuş.

Yonghe ve kocasının sakin, sıradan - ciddi anlamda çok sıradan- bir evlilikleri varken birden Yonghe'nin bir rüya sonucu evdeki bütün etleri atmaya başlamasıyla başlıyor. Burada bir es verip size yazarın Koreli olduğunu ve hikayenin kahramanlarının da Kore'de olduğunu söylemek istiyorum. Yani Kore'nin yemek kültürünün %75'inin et içerikli olması ana karakterin birden bütün et olan her şeyi bir bir evden atmasının son derece çılgınlık gibi görünür. Kocası bu durumu anlamakta başlarda zorlanır ama adam da karısının bu garip tutumlarına alışık olduğu için gelip geçici bir durum olduğunu düşünür ve bir süre evde et yenmemeye başlanır. Aradan 3 ay geçmesine rağmen değişen hiçbir şeyin olmadığını anlaşılınca da kocası tabiri caizse kayınvalidesine ispiyonlamak suresiyle durumu açıklar ve kızlarını ikna etmelerini, yardımcı olmalarını söyler. Eh aile bunu duyunca oldukça şok olur. Buna bir çare bulunması için Yonghe'nin ablasının yeni evleri için düzenlemiş olduğu toplantı uygun görülür ve bütün ailenin bir arada olduğu zaman olaylar patlak verir. Yonghe'nin babasının zorla ağzına et sıkıştırmasının üzerine de eline geçen bir bıçakla kendini keser. Kocası bu durumlara katlanamaz ve sonunda Yonghe'den ayrılır.

Öyküde olaylar 4 kişinin ağzından anlatılıyor. İlk olarak Yonghe'nin kocasının ve çok kısa aralıklarla da Yonghe'nin gözlemleri yer alırken daha sonra Yonghe'nin ablasının eşi olaylara eşlik ediyor ki bu bölümler kitapta en çok iğrendiğim ve okumayı bırakmak istediğim bölümleri içeriyor. Eşi sanatsal bir takım işlerle uğraşırken baldızından hoşlanır ve zaten Yonghe'nin psikolojisi gitti gidecek bir durumdayken kendi işlerine alet eder ve ortaya korkunç manzaralar çıkar. "Moğol Lekesi" hikayelerdeki en can alıcı ama aynı zamanda en tiksinç yer bana kalırsa. En son bölümde ise Yonghe'nin ablası sözü eline alıyor ve kapanışı yapıyor. Yonghe kendini bir ağaç gibi görmeye başlar. Artık yemek yemesi gerekmez. Sadece güneş ışığı ve su onun için yeterlidir.


Kapağın güzelliğine kanıp aldığım bir kitap olmasına rağmen "Vejetaryen"in aslında vermek istediği mesaj farklı insanlara olan bakış açımızın bir körünkü kadar karanlık ve içler acısı olduğu. Fakat hikayenin ilerleyen boyutlarında kitabın biraz daha psikolojik bir kitap haline aldığını görüyoruz. Bu Yonghe'nin zorla da olsa konuştuğu bir cümlesinde yağmur yağarken karanlık ormanda öylece neden beklediği sorulduğunda şöyle cevap vermesiyle anlaşılıyor:

"Yağmurda eriyip... Tamamen eriyip... toprağın altına girmek üzereydim. Tersten çıkarak filizlenmem için başka çarem yoktu çünkü."

Yonghe'nin gördüğü rüya yüzünden çöküşünü adım adım okurken aynı zamanda da karakterlerin de bir bir psikolojilerinin alt üst olduğunu görüyor ve savaşmak için verdikleri mücadeleyi hissediyoruz. Yazar bu konuda duygu geçişlerini, karakterlerin hissettiklerini doğru bir akışla bizlere sunmuş.  Vejetaryen, bir günde rahatlıkla okunabilecek bir akışta olmasına karşın bazı sahneler yüzünden siz de kitabı okumaya ara vermek isteyebilirsiniz. Ayrıca belirtmeliyim ki 18 yaş ve üzeri okuyucu kitlesine hitap ediyor. Okuyacak olanlar buna da dikkat etmeli.

Vejetaryen, vermek istediği mesajla harikalar yaratabilirken ortalara doğru olan sahnelerinin okuyucuya rahatsızlık vereceğini düşündüğümden ve hikaye akışına müdahale etmek istediğim zamanlarda bunun imkansızlığıyla kahrolduğum için benim tavsiye etmediğim bir kitap oldu. Fakat illa ben okumak istiyorum bu kadar Man Booker Ödülü almış bir kitap merak ediyorum diyorsanız da seçim sizin kitap sayfalarını koklarken burnunu orada unutan ve daha sonrada hep burnunun direği sızlayan okuyucum. Hadi ben kaçtım!

Puanım: 3.5/5

Okumaya Devam Et "Et yemiyorsan kesin akıl hastasısın?" Vejetaryen - Han Kang || Kitap Yorumu

10 Şubat 2017 Cuma

, ,

2017 Bullet Journal || Kitap Sayfaları


Bullet Journal'ın ne demek olduğunu artık çoğu kişi biliyordur fakat kısaca anlatmam gerekirse her şeyiyle sizin tasarladığınız ajanda/planner diyebilirim. İlk olarak ajanda geçmişimden bahsetmem konunun ilerleyişi açısından önem arz ettiği için buradan başlayacağım. 2017 ile beraber bu benim üçüncü ajanda/planner/bullet journal kullanımım oluyor.

Tarihler 2015'i gösterir ve ben eyleme geçmeye hazır olduğumu zannederek güzel bir ajanda alırım. İlk başladığımdan doğum günleri ve sınav tarihleri arada da okuduyup bitirdiğim kitapları not etmek için kullandığımdan yarısından fazlası kullanılmadan yılı tamamlamıştım. Daha sonra Bullet Journal kavramı yavaş yavaş gözüme çarpmaya başlayınca aynı zamanda yine ajanda tutkum da devam ettiğinden yine bir yılın başına gelmeden bende plan proje oluşmaya başladı.

2016 yılı için ise ajanda yerine başlıktaki sarı renkli defter boyutunda bir defter seçtim. Benim için o ay ne önemli ise onları yazdığım bir defter oldu. Bazı satırları sadece o gün neler hissetiğim bazılarında sevdiğim sözler bazılarında okuduğum kitaplar ve sevdiğim dizileri not alarak en arka sayfalarını da yine almak istediğim kitaplardan oluşturarak bir ajanda/planner oluşturdum. Diğerine göre çok çok daha kullanışlı ve bir o kadar da eğlenceli bir defter olmuş oldu ve 2016'yı o defterle kapattım.

Şimdi 2 deneyimimle de vardığım sonuç şu oldu: Bullet Journal kavramı olarak defterleri kullanmadığım ortaya çıktı. Ama hala gözüm bullet journallarda olunca bende iyice bir araştırmadan sonra ve benim eklemelerimle ortaya güzel ve içime sinen bir bullet journal oluştu. Sizinle de bunu paylaşıp biraz da olsa kendi deneyimlerimi anlatmak istiyorum. O zaman başlayalım!


Sade bir girişi olsun istedim.


Normalde girişten sonra bir içindekiler bölümü olması gerekirken ben direkt yıllık tablo oluşturmayı seçtim. Ama içindekiler bölümü yapmakta fayda var bana kalırsa. Yaparken bunu bir düşünün. Benim gibi yapmayıp daha farklı stillerde bu yıllık görünümü oluşturabilirsiniz. 


Gelelim senenin ilk ayına. Bullet Journal da oluşturmaya adım adım yaptığımız için ben genelde ay bitimine doğru aylık tabloyu oluşturuyorum. Ocak ayında neler önemli olduğunu kareciklere not alıyoruz. Böylelikle yıllık tabloda yazamadığımız daha spesifik olayları, durumları aylık tabloda yazabiliyoruz. Yine benimkinin tam tersi bir şekilde burayı oluşturabilir, yaratıcılığınızı konuşturabilirsiniz. Seçim sizin. 


Artık asıl ajanda kullanımına geçiyoruz. isterseniz bu iki sayfayı haftalık olarak kullanabilir isterseniz benim gibi bir tarafı haftalık ajanda bir tarafı da böyle yaptığınız çizimler ya da izlediğiniz dizileri ya da bunları geçip daha farklı notlar alabileceğiniz şekilde kullanabilirsiniz. Ben bu tarz kullanmayı seçtim. Sağ tarafta boş bir sayfanın olması istediğim şekilde kullanım imkanı sunuyor. Bu da benim için güzel bir durum. 

Defterin en arka safalarına genellikle ben almak istediğim kitapların listesini yapıyorum. Bu bullet journal kavramında yok. Yani en arkaya yazma olarak yok. Fakat bullet journalda bir sürü listeler bir sürü challangelar/etkinlikler olabiliyor. Mesela;


Güne erken kalkarak başlamayı istiyordum ve bu düşünce birkaç haftadır kafamda dönüyordu. Aslında günü verimli geçirmek adı altında da ayrı bir şekilde konuşacağım fakat şöyle birazcık bahsetmem gerekirse şubat ayında her gün erken kalkmak üzerine bir challenge yapmaya başladım. Üzeri yuvarlak içinde olan günler erken kalkmadığımı gösterirken diğer çizdiğim günler erken kalktığımı temsil ediyor. Böyle bir tablo yaparak kendime de erken kalkmak için daha çok istek oluşturmuş oluyorum. 


Benim bulet journalım böyle kısaca. Eğer detaylı bilgi almak istiyorsanız bullet journal kavramını ortaya çıkarmış olan kişinin oluşturduğu bir web sitesi var. Şuradan ulaşabilirsiniz. Ayrıca yine onun oluşturmuş olduğu videoya da buradan ulaşabilirsiniz. Farklı fikirler almak isterseniz de instagramda #bulletjournal diye aratırsanız oldukça farklı tarzlarda bullet journallara bakabilirsiniz. Gerçekten sırf onlara bakarak bile bullet journal yapmak isteyebiliyorsunuz. Yaratıcılık tamamen size kalmış durumda oluyor. Şunu da belirteyim ben yine tam manasıyla bullet journal kullanmıyorum. Kendimden bir şeyler katarak böyle bir ajanda oluşturdum. Umarım yardımcı olmuştur. 

Bu tarz yeni fikirleri yine blogda paylaşmayı düşüyorum. Kendin yap (DIY) projelerini çok seviyorum o yüzden çokça deneyimlerimi paylaşacağım yayınların blogda olmasını istiyorum. Öylee... 
Okumaya Devam Et 2017 Bullet Journal || Kitap Sayfaları