Benim Uzak Yıldızım (Starbound #1) - Amie Kaufman & Meagan Spooner | Kitap Yorumu

11 Temmuz 2015 Cumartesi

Bir uzay gemisi, sağ kalan iki kişi ve hayatta kalma savaşı! 





Benim Uzak Yıldızım yorumuna geçemeden daha sinirim zıpladı. Ama bunun kitapla alakası yok inanın. Her neyse bu durumda bakalım nasıl bir yorum çıkıcak bende merak ediyorum.



 O gecenin, devasa uzay gemisi ikarustaki diğer gecelerden hiçbir farkı yoktur. Ta ki o büyük felaket gerçekleşene ve İkarus yakınlardaki bir gezegene düşene dek. Elli bin yolcu kapasiteli gemiden yalnızca iki kişi kurtulmuştur: Evrenin en zengin adamının kızı Lilac LaRoux ve genç bir savaş kahramanı olan Binbaşı Tarver Merendsen.

Binbaşı Merendsen, Lilac gibi kızların insanın başına beladan başka bir şey getirmediklerini uzun zaman önce öğrenmiştir. Lilac da, Tarverın kendi iyiliği için, onu kendisinden uzak tutması gerektiğinin farkındadır. Ama ıssızlığın ortasında hayatta kalabilmek için birbirlerine ihtiyaçları vardır. Açlık, soğuk ve vahşi hayvanlara bir de Lilacın duyduğu fısıltılar eklenince birbirlerine güvenmekten başka çareleri kalmaz. Ne var ki çok geçmeden, onları birbirlerinin kollarına iten bu trajediden büyük bir aşk doğar. Artık kurtulup kendi gezegenlerinde bir ömür ayrı kalmaktansa düştükleri bu ıssız gezegende birlikte olmayı tercih ederler.

Ama her adımda onları takip eden gizemli fısıltıların ardındaki gerçeği öğrenmeleriyle her şey bir anda değişir. Lilac ile Tarver o gezegenden ayrılsalar bile artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Nefes kesen bilim kurgu üçlemesinin ilk kitabı, Benim Uzak Yıldızım, zaman ve mekân tanımayan sonsuz bir aşkın hikâyesi…


"Öfke benim kalkanımdı ve onu kaybettiğim an parçalara ayrılabilirdim." (Syf. 96)

Daha kitap bizde çıkmadan gıptayla kapağına baktığım bir kitaptı, Benim Uzak Yıldızım. Sonradan bizde de Go Kitap etiketiyle çıkacağını öğrenince sevinçten havalara uçmuştum. Hatta yayınevi okuyucusunun kitap kapağını seçmesinde bir oylama yapmıştı. Tabikide benim tercihim her zamanki gibi orjinal kapaktan yana oldu.

Benim Uzak Yıldızım'ı instagramdaki  #ramazanathon etkinliği kapsamında ✔Distopya türünde bir kitap✔ kategorisinde okudum. Kitaba başlamadan önce şöyle bir goodreads yorumlarına bakıyım demiştim. Orada birçok olumsuz yorum görünce de biraz şaşırdım aslında. Dediğim gibi kitaba aslında büyük bir beklentiyle başlayacaktım. Ama yorumları görünce biraz şüphe düştü tabiki de ister istemez. Ama her ne okursam okuyayım objektif bir şekilde okumaya karar verdim. Ön yargılarımı bir kenara attığımı bildirmek isterim *.*

Ama gelin görün ki kitabı bitirdiğimde bazı yorumlara hak vermeden edemedim. Aslında böyle bir giriş yapmak istememiştim. Tamamen kitabı beğenmediğimi sakın düşünmeyin ama ilk önce konuyu anlatmam daha doğru olucak gibi.

Kitabımızın iki anlatıcısı var. İkı bakış açısı var. Bunlar sizi rahatsız etmiyor. Yani en azından beni rahatsız etmedi. Baş karakterlerimiz Lilac ve Tarver. Lilac LaRoux, evrenin en zengin adamının kızıdır. Binbaşı Tarver Merendsen ise bir savaş kahramanı ve şu aralar en çok konuşulan askerdir. İkisinin yolları o gece İkarus'da -devasa büyüklükte ve LaRoux imzası taşıyan uzay gemisi - bir partide kesişir. Aslında Binbaşı'nın Lilac LaRoux'u gördüğünde onun muhteşem ününden ve yaklaşılmaması gereken kişi olduğundan haberdar değildir. Bu da Lilac'ın daha çok dikkatini çeker. Çünkü kendisi öyle bir yetiştirilmiştir ki, kimseyle yakınlık kurması söz konusu bile değildir. Lilac da mecburen kendi savunma sistemini yapmış ve babasından öğrendiği soğukluğu hayatında kullanmakta usta olmuştur.

Ama gemide alarmlar çalmaya başladığında kimse kimseyi takmaz tabikide. Herkes sağa sola kaçışırken ve kaçış gemilerine gitmeye çalışırken Lilac'ı gören Tarver onun yardımına koşar ve güvenliğini sağlar. Aynı kaçış gemisine binmek zorunda olurlar. Ve buum! Gemi parçalara ayrılırken kaçmayı başarırlar ve bir bilinmeyenin ortasına düşerler. Hayatta kalan sadece ikisi olmuştur.

Olaylar buraya kadar çok iyidir. Ama birbirlerini başta bayağı zorlarlar. Zira eğer Binbaşıyla yakalanırsa Tarver'in sonunun ölüm olacağı açık ve nettir. O yüzden mesafeyi her ne kadar uzak tutmaya çalışsa da o dialogları okumak cidden çok komikti. Dediğim gibi ikisinin de bakış açısından okuyabiliyoruz olanları. Bu da bizi güzel bir şekilde kitaba bağlamaya yetiyor.

Yaşama mücadelesi, adada kalsanız neler yapardınız gibi şeyler sizi cezbediyorsa aslında bu sizin kitabınız bile diyebilirim. Her ne kadar uzayda bilinmeyen bir gezegende hayatta kalma konusu olsada.

Benim başta da sinirlendiğimi ve olumsuz yorumlara hak verdiğim olaya gelirsek eğer işte şimdi kemerlerinizi bağlamanızı öneririm. Çünkü bu kısım sizi sarsabilir.


  • Yazarlarımız bir yerden diğer bir yere gitmek için neden kitabın 200 sayfasını heba ederler acaba? 
  • Ha uzun yol seviyorsanız birde şunu dinleyin: Neden uzun yolculuklar bu kadar sıkıcı olur ve aklınızdan "acaba buraları atlasam mı?" sorusu belirir?
  • Buralar o kadar sıkıcıdır ki ekşın sahnesi bile sadece bir yerde var. Romantik sahne bekliyorsanız şansınıza küsün çünkü karakterlerimiz son 300 sayfada kendilerine sonunda itiraf ediyorlar ve ah sonunda romantik bir sahne diye seviniyorsunuz! Ne güzel.
  • Peki tamam buralar da sizi tatmin etmedi mi? O zaman şunu da diyeyim. Kitabın sonuna geliyorsunuz ve kitaptaki sorular hiçbir şekilde cevaplanmıyor. O.o Bu da nesi? Çünkü yazar sizi ölümüne merak ettirip ikinci kitap için çıldırtma modunu bu yolla yapmaya karar vermiş. Aman aman!
  • Siz de koca bir 520 SAYFA okuduktan sonra "Nalet olsun size!!! Onca şeylerin cevabı şimdi ikinci kitapta mı var?!! -.- " demek düşüyor. Evet öyle...

Ben kinimi kusarken buraya kadar okuduysanız koca bir alkışı hak ettiniz. Cidden yazarların sorunu neydi bilemiyorum. Gerçekten aslında konusuna bayılmıştım ve cidden çok bekledim birşeylerin olmasını ama o kadar hayal kırıklığına uğradım ki...
Sırf merak ediyorum diye değil de keşke çok sevdim mutlaka ikinci kitabını da alıcam diyebilseydim. Ama maalesef şöyle bir şey diyorum: " kafamdaki nalet soruların cevabını almak için ikinci kitabı okumalıyım :(" Bu hoş birşey değil.

Ha "sevdiğin hiçbir yer yok muydu?" diye soruyorsanız. Aslında o hayatta kalmak için mücadeleleri, bir şekilde o ortama ayak uydurmaları ve karakterler çok hoştu. Keşke biraz daha bu ilişki üzerinde ufakta olsa okuru heyecanlandırabilecek olaylar serpiştirilmiş olsaydı. O zaman cidden benden 5 puan alabilirdir.

Ha birde yazarlarımız okurken yada ayrı bir zamanda dinleyebileceğiniz bir playlist hazırlamış. Bende spotify hesabımdan listeyi oluşturdum. Dinlemek için buraya alalım sizi.

- Puanım -
3/5

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Made With Love By The Dutch Lady Designs