• Ana Sayfa
  • Kitap Yorumları
  • Dört Hafta Bir Ay
Fatma Başar. Blogger tarafından desteklenmektedir.
Goodreads Instagram Spotify

Kitap Sayfaları



Hani bazen çok fazla sevdiğiniz bir kitap olur ve onu nasıl yorumlayacağınızı, önereceğinizi bilemezsiniz ya, ha işte tam olarak öyle bir kitabın yorumuyla karşınızdayım. Öhüm! Sadece okuyun, diyerek kaçabilirim şuan....

"Olağanüstü başlayan bir olayın gene olağanüstü bitmesi gerekir."

Zamanımızın Bir Kahramanı, İletişim Yayınları'ndan çıkmış ve benim de ilk defa yazarıyla tanışma fırsatı elde ettiğim bir roman. Yazarların Rus olmasından mıdır nedir, hiç kötü bir kitap okumamışımdır. Rusların roman yazmak için ayrı bir becerisi var sanırım. Lermontov, Zamanımızın Bir Kahramanı'nda bize bir hikaye anlatıyor, fakat bu hikayenin içinde de bir hikaye mevcut. İlk olarak kitaba başladığım zaman kafamın çok fazla dağıldığını söyleyebilirim. Çok fazla Rus isimleri görmeye alışık olmayınca, eh bir de bahsettiğim hikaye içinde hikaye olması sebebiyle, bana yardımcı olması için küçük bir deftere karakter tablosu çizmem gerekti. Aslında Suç ve Ceza gibi çok fazla karakter yoktu, bunu da belirtmem gerek. Zira yanlış anlaşılmak istemeyiz.

İlk sayfada bir anlatıcı ve yanında da muhabbet ettiği ve ikinci hikayemizi anlatan Maksim Maksimiç yer alıyor. Bu ikilinin sohbetinden yola çıkarak Maksim Maksimiç'in asıl adamımız olan Grigoriy Aleksandroviç ile geçmişte karşılaşmalarını ve onunla olan anılarına yolculuk ediyoruz. Ben hikayeyi iki kısıma ayırma gereği duyuyorum. İlk kısımda Maksim Maksimiç'in Grigoriy ile olan anısına değinirken, ikinci kısımda ise Grigoriy'in günlüğünü alan Maksim Maksimiç'in yayınlamasıyla okuyucuya sunduğu bölüm yer alıyor.

İlk kısımdaki hikaye ile sadece bitirseydi yazarımız, oldukça beğenirdim. Fakat ikinci kısıma geldiğimizde tamamen değişen ve romanın günlük formatına dönmesini biraz garip bulduğumu dile getirmeliyim. Hatta okurken ikinci kısma gerek var mıydı diye düşündüm. Lermontov ise eğer konuşabilseydi bana sus ve okumaya devam et derdi muhtemelen. Ki iyi ki de öyle yapmışım, çünkü ilk kısımda anlatılan Grigoriy nam-ı değer Peçorin'in o kaba ve anlaşılmak imajı daha da çeşitleniyor. Karakteri okurken hayatımda tanıdığım birine de çok fazla benzerlikleri olduğunu düşünerek okumaya devam ettim açıkçası.
Peçorin, girdiği ortamlarda çok fazla kaba olan ve insanlarla olan muhabbetlerini bir şekilde mutlaka üstün gelmeye çalışan, ama aynı zamanda da oldukça zeki ve uyanık olan bir asker. Kendi sözleriyle hayatında sadece iki kadın etki etmiş. Birini ilk kısımdaki hikayede okuyoruz. Burada şunu da ifade etmem gerekiyor. İlk kısımdaki zamanı okurken, ikinci kısımda olanlar çoktan geçmiş, bitmiş anılardan oluşuyor. O yüzden Peçorin'in Bela ile ilk kısımda tanışması ve ardındaki acı sondan sonra aslında Peçorin'i anlamlandırmamız bir miktar zor oluyor. Kötü bir karakter diyemeyiz, fakat çok farklı kişiliğiyle oldukça okunası olduğunu düşünüyorum.

İkinci kısımda Peçorin'in sevdiği kadınla tanışıyoruz. Vera, Peçorin ile tutku dolu bir aşk yaşamış, fakat bunu evlilikle bağlayamamışlar. Vera ile aşklarını okurken aynı zamanda da prenses Meri ile de flörtleşmesini de okuyoruz. Meri aslında tamamen farklı bir durumda Peçorin ile tanışıyor. Kitabın sonlarına doğru bu ikilinin nasıl bir ilişki içinde kaldığını göreceksiniz.

Lermontov, hikaye içinde hikaye anlatımıyla aynı zamanda da günlük türünü de kitabın içine yedirmesiyle okuyucuya çok fazla şey vaat ediyor ve bunu başarıyla yaptığını düşünüyorum. Romanın akıcı işleyişi ile ve oluşturulan karakterin merakla beklenen hamleleriyle, beni benden aldı. Yeni bir yazar olması ve üslup farklarını bir kenara attığımda hikayenin sadece özü bile Lermontov okumaya devam etmem için yeterli. Mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum. Özellikle de eylül ayı için çok güzel bir deneyim olabilir. Soğuk ayların kitabı kesinlikle.

Fatma
Share
Tweet
Pin
Share
16 yorum

Uzun zamandır bu ay sonu rapor yazılarını yazmıyordum. Sanırım en son 2018'in temmuz ayındaki yazı ile buluşmuşsunuz. Umarım özlemişsinizdir, çünkü ben bu yazıları yazmayı iple çekiyorum. Her ayın sonunda ay içerisinde 30 günde yani 4 haftada neler yaptığımı görmek kendimi değerlendirmeme sebep oluyor. Ona göre sonraki ay için bir seyir izleyebiliyorum.

Ağustos ayına şöyle bir baktığımda oldukça yorucu ve aşırı sıcak geçen birkaç günü temsil ediyor. Hiçbir iş yapmıyorken bile sadece sıcak havanın etkisiyle kendinizi yorgun ve bitkin hissedebiliyordunuz. Bu yüzden sürekli erken kalkmaya çalıştım. Neden erken kalkmak istedim? Asında bu çok basit. Birçok yerde de duyduğunuza eminim. Güneşten erken kalktığınızda daha fazla enerjik oluyor ve aynı zamanda da gününüzü daha verimli kullanabiliyorsunuz. Benim için bulunmaz bir nimet. Fakat gel gelelim bu erken kalkma olayında başarılı olamadım. Birkaç gün bunu yapabilsem bile geri kalan zamanlarda pek geç olmasa bile istediğim zamanda kalkamadım. O yüzden eylül ayı için ilk temennim erken kalkmaya alış.

Yeni mezun olan her insan gibi bende de içimde garip bir boşluk hüküm sürdü diyebilirim. Ağustos hem Kpss sınavı sonucunu beklediğim hem de kariyerime nasıl ve ne şekilde devam etmeyi düşündüğüm bir ay. Kafamda birkaç olasılık oluşmasına rağmen hala belli bir zamana ihtiyacımın olduğu kanısındayım. Eylül ayının sonlarına doğru sanırım tam olarak olmak istediğim yolda olacağım. Umarım.

Ağustos ayında kitap okumayı da ihmal etmedim. Aslında reading slump (okuyamama durumu) içinde olduğum zamanlara tekabül ettiğinden oldukça zor bir ay geçirdiğimi söyleyebilirim. Bloga ara vermemin birkaç nedeninden biri de reading slump'tı zaten. O yüzden bu durumun peşimi bırakması için özenle seçtiğim kitapları okudum. Toplamda 3 kitap okumuşum. Bu kitapların ikisi Goodreads okuma grubundaki aylık seçilen kitaplar oldu. Reading slump'tan çıkmanın birinci formülü yalnız kitap okumayın! Evet, özellikle bir grup seçebilir yahut arkadaşlarınızla ortak bir kitap belirleyip bu durumu minimuma indirebilirsiniz. Ben de öyle yaptım. Sonuç kesinlikle tatmin edici oldu. İki kitap da benim çok severek okuduğum, hatta bir tanesini blogumda yorumunu yazdığım bir kitap. Okuduğum 3 kitap ise şöyle;



  • Tatar Çölü, Dino Buzzati || Kitap İncelemesi 4.5/5
  • Gemina, Amie Kaufman & Jay Kristoff || Kitap İncelemesi 5/5
  • Zamanımızın Bir Kahramanı, Lermontov || Kitap İncelemesi 4.8/5
Aynı zamanda bloga verimli olacağını düşündüğüm içerik yazıları da paylaşmaya karar verdiğim bir ay oldu.  Bu yazıları hazırlama isteğim aslında şöyle bir ihtiyaçtan geliyor: kendim için faydalı olacağını düşündüğüm konular yahut programlar, yöntemleri araştırıyorum. Bazen bulmakta da zorlanıyorum fakat uzun uğraşlar sonunda edindiğim bu bilgiler bir yerden sonra sadece benim işime değil sizlerin de işine yaramasını istediğim için bu tarz bir yazı formatına da geçmiş oldum. Sözün özü artık blogda sadece kitap yorumları olmayacak. Artık kitaplar dışında verimli olabileceğini düşündüğüm yararlı yazıları da okuyabileceksiniz. Ağustos ayında yazdığım 2 tane verimli yazı içeriğim şöyle oldu;

  • 6 Maddede Kitap Listesi Hazırlama 
  • Podcast Önerileri & İngilizce Geliştirmede Podcast

Bunların dışında ise öncesinde okuduğum ve yorumlarını yazdığım kitaplar mevcuttu. Fakat bunları blogda taslak olarak beklemekteydi. Ben de bu bekleyen yorumların üzerinden bir kez daha geçerek yayına açtım. Bu yorumlar ise şöyle;

  • İki Sevgili Şark ve Garp || Fatih Harbiye, Peyami Safa
  • Doppler, Erlend Loe || Kitap Yorumu
Bloguma geri döndüğümde ilk olarak güzel bir blog ziyaretleri yapmaya giriştim. Yeni bloglar keşfettim ve çok güzel bir etkinliği de paylaştım. Yazılarını ve blogunu çok çok sevdiğim blogları da şöyle paylaşmak istiyorum. 

  • Edischar
  • Şemsiyenin Altındaki Kız
  • Taha Akkurt
  • Pastelden
  • Belle'nin Kütüphanesi
  • Bir Kare Mavi
  • Okuyan Muggle
Vee asıl haber ise sanırım çok çok önce duyurmam gereken bir haberdi bu ama geç oldu. Bende özel olarak paylaşmak yerine burada aklıma gelmişken paylaşmak istediğim bir haber.... Eslem ve Ecrin ile yeni bir blog açtık! 3 Kore dizisi sever olarak neden olmasın diyerek başlattığımız bu yepyeni bloga sizi de beklerim. İsmi "Kore Dizisi Mi?". Kore dizileri, filmleri ve haberleri ile bunların yorumlarını bulabileceğiniz büyük bir arşiv oluşturmayı düşünüyoruz. Oldukça yeni olan blogumuzu ziyaret edip takip ederseniz bizleri çok sevindirirsiniz. Umarım bu blogda da başarılı paylaşımlara imza atabiliriz. 


Ağustos ayında izlediğim dizilere de ufaktan bir deyinmeden geçmemek gerek. İlk olarak bir anime olan Dororo'ya başladım. 24 bölümlü olan bu animeyi daha sonra kore dizilerine vakit ayırdığım için biraz boşladım. Ama devam edeceğim. Daha sonra İngilizcemi geliştirmek için Friends'e başladım. Fakat o kadar komik ki sanırım Türkçe altyazılı izlemeye başlayacağım. Daha önceden izlememiş olduğum için biraz kendime sitemliyim, fakat geç olsun güç olmasın efenim. Kore dizilerinden ise bu ayın favorisi Be Melodramatic'i izledim. Yan blogda bölüm bölüm yorumluyoruz. Bakmayı unutmayın. Bir diğer kore dizisi Hotel Del Luna. Ecrin'in bize ısrarla izlettirmeye çalıştığı ve daha sonrasında gerçekten de müptela olduğum bir dizi kendileri. Mutlaka bakın. Zaten duymamış olmanız imkansız. Son olarak da özellikle kahvaltı yaparken izlediğim Pokemon. Çocukken çokça izlerdim. Yine arkadaş özendirmesi ile Pokemon'a giriş yaptım. Ama 22 sezondan daha fazla olması biraz tırsmama neden oluyor. Bakalım hepsine yetişebilecek miyim, göreceğiz.

Benim ağustos ayım aşağı yukarı böyle geçti. Daha fazlası için şimdi eylül ayındayız. Siz neler yaptınız? Tavsiyeleriniz ve önerileriniz varsa yorum bırakmayı unutmayın. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere!

Sevgiler,
Fatma
Share
Tweet
Pin
Share
11 yorum

Podcast dinlemek artık günümüzde oldukça yaygın hale gelmiş durumda. Neden podcastler bu kadar popüler oldu, yahut neden yaygınlaştı? Bu sorulara bilimsel yanıtlar aramıyorum fakat benim görüşüme göre insanlar radyo dinlemeye başladıklarından beridir zaten podcastlere benzer programları dinlemeyi hatta konuk olmayı seviyordu. Uzun zamandır kendime sadece ses olarak dinlemek üzere eğitici yahut genel kültür hakkında bilgilendirici programlar arayışı içindeydim. O zamanlar podcastlerden bir haberdim. Tarihi 2000'li yıllara dayanan podcast, "ipod" sözcüğündeki pod (küçük kapsül) ve "broadcast (yayın)" sözlüklerinin birleştirilmesiyle oluşmuş. Podcastler ilk olarak Apple için geliştirilmiş aslında. Daha sonra ise bu sadece Apple için kullanılmayarak diğer platformlarda da kendisine yer bulmuş. İyi ki sadece Apple'da kalmamış. Oldukça sık dinlediğim podcastler şimdilerde İngilizcemizi geliştirmeden tutun sadece hikaye dinlemek için bile tercih ediliyor.

Android ve İos uygulama marketlerinde rahatlıkla bulabileceğiniz podcast platformları mevcut. Benim tercihim Spotify uygulaması oldu. Zaten hali hazırda belli bir ücret ödediğim için uygulamayı daha nasıl verimli kullanabilirim derken podcast yayınlarını da paylaşıyor olması beni fazlasıyla memnun ediyor. Zaten yayınları indirebiliyor oluşunuz bence ekstra güzel olan bir özellik. Ben genelde yürüyüşe çıkmadan dinleyeceğim programı indiriyorum. Hem yürüyüşümü yapıyorum hem de beynim boş kalmamış oluyor. Bir taşla iki kuş!

Podcastleri başka ne zaman dinliyorum? Uyumadan önce. Evet, uyumadan önce de hikaye podcastlerini yahut İngilizce yayınları açıp kapatma dakikasını da ayarladıktan sonra dinlemeye başlıyorum. İngilizce programları uyurken dinlemek beyninizde İngilizce sözcükleri, cümle kalıplarına aşina olmanızı aynı zamanda da alışkanlık haline getirirseniz yabancı bir dil olmaktan da çıktığını söyleyebilirim. Tabi bunun için en az B1 seviyesinde olmalısınız. Başlarda anlamamanız çok normal gelecektir fakat daha sonraları alışınca en azından kelime haznenizin geliştiğini göreceksiniz.

Sanırım çok fazla konuşmuşum, yine! Ben hemen kendimin dinlediği hem Türkçe hem de İngilizce podcast önerilerini paylaşmaya geçiyorum. İlk olarak Türkçe podcastler gelsin;

  • Ses Olsun: Kendi açıklamasını aynen yapıştırmak istiyorum. Bence yeterli olacaktır. "Öyküler, denemeler, okuduğumuz güzel yazılar; kitaplarda kalmadı, ses oldular." Çok severek dinliyorum. Benim de böyle bir hayalim vardı aslında. Fakat bu güzel fikrin hayata geçmesi beni çok mutlu etti. İyi ki...
  • Bir Roman Bir Hikaye: TRT radyoda yayınlanan bir yayınmış eskiden. Daha sonradan podcast olarak yerleştirmişler. Beyaz Diş kitabını sesli bir şekilde okuyorlar. 40 bölüm yayınlanmış fakat daha sonra devamı gelmemiş sanırım. Ben yine de 3. bölümündeyim. Devam edeceğim dinlemeye.
  • Akşam Sohbetleri : Yeni keşfettiğim ve güncel olarak devam eden bir podcast yayını. Tam olarak ismini karşılıyor. Biraz hayat biraz insan ortaya karışık sohbetleri var. Her bölümde farklı bir konuya değiniyor. Ben sevdim. Akşam saatlerinde kahvemizi elimize alıp dinleyebileceğiniz bir program.
  • Radyo Tiyatrosu: TRT yapımı. Biliyorsunuz eskiden ve sanırım hala devam eden bir radyo tiyatrosu geleneğimiz var. Eskiden bu daha sıkmış fakat şimdi sanırım çok nadir bulabiliyorum ben. Radyo dinlemeyi sevenler benimle aynı duyguları yaşıyorlardır eminim. Zeki Alasya, Tuncel Kurtis, Kenan Işık gibi daha birçok ünlü sanatçı bu podcastte seslendirme yapıyorlar. Moliere, Agatha Christie, Victor Hugo ve Dostoyevski gibi ünlü yazarların hikayelerini seslendiriyorlar. Mutlaka bakmanızı öneririm.

  • Yoldayız Geliyor Musun?: Ece Targıt'ın seslendirdiği aynı zamanda Youtube'da da kanalı olan kişisel gelişim ve kendinizi tanıma hakkında konuşuyor. Kendi yolculuğunu anlatırken bizlere de küçük ipuçları vermeden geçmiyor. Tam olarak sabah kahvaltı hazırlarken yahut evde şöylee bir dinleneyim diye oturduğunuz rahat koltuğunuzda dinlemelik bir yayın. Huzur dolu bir podcast desek yalan olmaz. :)
  • Onbironsekiz: Her hafta bir insanın hikayesini konu alan bir podcast yayını. Benim yeni keşfettiğim bir podcast yayını oldu. Farklı insanların hayat hikayelerini dinlemeyi seviyorsanız bence bu yayın tam size göre. 
  • Geçmişten Gelen: Tarih sevenleri bu podcast yayınına direkt ışınlayabilirim. Her bölümde ayrı bir dünya tarihi konu ile karşımıza çıkıyorlar. Tarihle aram pek iyi olmasa da bu yayınlarla biraz daha yıldızımız barıştı. Zaten tarih sevenler için bu bulunmaz bir nimet. Güncel olarak yayınlar gelmeye devam ediyor. Dinlemenizi öneririm.
  • 5 Kişi Podcast: Eray Erdoğan'ın sunuculuğu yaptığı özgün ve başarılı insanları konuk olarak aldığı bir podcast yayını sunuyor bizlere. Podcastin ismi de açıklama kısmında yazdığına göre Jim Rohn'un "Kendini en fazla ilişkilendirdiğin beş kişinin ortalamasısın" sözünden aldığını söylemiş. 

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Dinlediğim İngilizce podcastler ve İngilizcemi geliştirmemi sağlayan podcastler;


  • Overheard at National Geographic: O kadar çok memnunum ki bu podcastten. Nedeni ise aslında hem yeni bilgiler öğreniyorum hem de bunu İngilizcemi geliştirerek yapıyorum. Genelde dinlediğim İngilizce şarkılar olsun, diziler olsun hep orijinal metni de görmek isterim. Çünkü bu dinlerken aynı zamanda da kelimeyi somut olarak görerek hem kalıcılığını arttırıyorum hem de kelime anlamına bakmam daha kolay oluyor. Bu başlarda bildiğimiz İngilizce kitap okumai makale okuma gibi gelecektir. Fakat okumaktan pes etmezseniz bence ciddi anlamda İngilizcenizde gelişme göreceksiniz. Bu podcastte yayınlanan her bölümü internet sitesinde metin halinde bulabiliyorsunuz. O yüzden benim için bir numarada bahsetmem gereken podcast yayını.
  • Potterless: John Mike Schubert isimli arkadaşımız 25 yaşında Harry Potter serisine başlamış ve bu seri ile ilgili düşüncelerini bir podcast olarak neden yayınlamayayım demiş. Kısaca böyle. Her okuduğu bölüm hakkında muhabbet etmiş. Oldukça akıcı konuşuyor fakat hızlı bir konuşma olduğu için belki İngilizcenizin bir tık daha iyi olması gerektiğini söyleyebilirim. Dinlerken fazlaca alay ediyor hem kendiyle hem de kitapla. Bu yüzden bence Harry Potter seviyorsanız kesinlikle dinlemenizi tavsiye ederim.  Güncel olarak devam etmekte.
  • The Documantary Podcast: BBC'nin hazırladığı belgesel programı. Tamamen İngiliz aksanı hakim olan podcast yayınında özellikle İngiliz İngilizcesi biraz daha anlaşılır geldiği için tercih ettiğim bir yayın oldu benim. Ayrıca belgesel dinlemek çok hoşuma gidiyor.
  • Flash Forward: Bilimkurgu ile harmanlanmış kurgu hikayeleri barındırıyor. Değişik bir podcast yayını. İnternet sitelerinde bu yayının metin hali de mevcut. O yüzden İngilizce geliştirmede ve yeni kelimeler öğrenmede oldukça iyi bir kaynak.
  • Stuff You Should Know: Farklı konulara değinen bir podcast. İki kişi birbirlerine o konuyla ilgili ilginç şeyleri paylaşıp, ikna etmeye çalışıyorlar. Güncel olarak devam etmekte.

Benim şimdilik dinlediklerim bu kadar. Sizin önerileriniz varsa yorumlarda paylaşırsanız çok memnun olurum. Ayrıca beni Spotify'da takip etmek isterseniz kullanıcı adım "raggedybook" tıklayıp ulaşabilir ve yaptığım listeleri takip edebilirsiniz.

Keyifli dinlemeler,
Fatma
Share
Tweet
Pin
Share
12 yorum
Bloggerlar! Size sesleniyorum. Evet, evet size. Hala bıkmadan, usanmadan biricik bloglarına yazan o nadide yazarlar. Harika bir etkinlik başlatıldı. İsmi başlıktan da anlaşılacağı üzerine "Keşf-i Blogger Etkinliği" Katılmak için aşağıda anlattım fakat bir uyarı yapmadan geçmeyelim. Katılmak isteyen blog sahipleri kendi bloglarında etkinliği duyurduktan sonra katılımcı blogları da etiketleyerek paylaşır ve bu paylaşımı da  ( etkinliğin ev sahibi Edischar'ın yahut Taha Akkurt'un blogundaki yorumlar kısmına) linki paylaşırsanız çok güzel olur. Böyle... Bakalım hangi bloglar şuan katılmış;


Herkese içten bir "Merhaba",

Blogger dünyasını yeniden neşelendirmenin, harekete geçmenin vakti geldi!  Sürekli aktif paylaşım yapan, blog yazmayı seven arkadaşları tanımak istiyoruz. Daha çok tanışıp, kaynaşmak istiyoruz. Onlara, sizlere ulaşmak, konuşmak, paylaşımda olmak istiyoruz.

"Keşf-i Blogger" Etkinliği.

Bu yayında yapılması gerekenler çok basit;

1-Linklerini paylaşan güzel arkadaşları takip etmek.
2-Kendi güzel linkinizi yazının altına eklemek.
3-İçtenlikle yazıyı sonlandırmak ve blogger arkadaşları bu etkinliğe davet etmek :)

*Size ve daha çok yazara ulaşabilmek için etkinliğimizi es geçmeyin lütfen!

Sevgiler.

Edischar, Taha Akkurt 

Blog Linklerimiz;

edischar.blogspot.com

akkurttaha.blogspot.com

cahilokur.blogspot.com 

kitapsayfalarii.blogspot.com

Sıradaki Blog!
Share
Tweet
Pin
Share
34 yorum



Dino Buzzati ile tanışma kitabım Tatar Çölü ile oldu. Oldukça farklı bir roman kendisi. Dino Buzzati'nin üslubu da öyle aslında. Kendisini hemen belli ediyor. Goodreads platformunda Oldtimer - Klasik Okuma Grubu'nun ağustos ayı için seçtiği kitaplardan biriydi Tatar Çölü. İletişim Yayınları'ndan basılan Tatar Çölü, Giovanni Drogo'nun Bastiana Kalesi'ne tayini çıkmasıyla başlar. Kale oldukça izbe bir sınırda ve iç karartıcı bir mekana sahiptir. Buraya gelen her asker buradan olabildiğince çabuk kaçmak ister. Çünkü kaleye neredeyse hiç saldırı yapılmamıştır. Arka tarafı çöl olan kalenin aynı zamanda da şehir merkezine yani insan yaşamından da bir o kadar uzak konumu nedeniyle de tercih edilmez. Ama Giovanni Drogo kaleye geldiği zaman içindeki askerlerle beraber ortama ayak uydurmayı öğrenir ve bir süre sonra da gitmek istediği kaleden artık vazgeçemez olur. Olay sadece burada kalsa iyidir. Teğmen Drogo aynı zamanda bu iç karartıcı kaleyi savunmayı, düşman ile çarpışmayı ve görevini hakkıyla yapmayı da istemektedir. Bu da bizi diğer bir konuya götürüyor. Düşmanlar yani Tatar'lar ne zaman gelecekler? Kaleyi ne zaman savunacaklar? Bu soruları ve birkaç alt metinle Tatar Çölü biz okuyucuların okumasını bekliyor.

Dino Buzzati, Tatar Çölü ile aslında çok farklı bir konuya da parmak basıyor. İnsan evinde yahut klasik memuriyet hayatında olup beklediğimiz fırsatların aslında bizim kendimizin engellediğine, bunun yanı sıra monoton hayatlarımızdan kopmayı istesek de bu gücün bir yerden sonra insanın içinde sönerek kaybolmasına ve insanın kendi içindeki çöküşünü anlatmış. Yıllar geçerken biz de sayfaları çeviriyoruz olayla beraber. Hem Drogo'nun bu içindeki monotonluğun ölüşünü okuyoruz hem de onun içsel bunalımını ve düşmanla hesaplama isteğini, karakterler üzerinde inceleyebiliyoruz.

Kitabı bitirdikten çok sonra bu yorumu yazmam çok iyi oldu. Zira ben kitabı bitirdiğimde kitap beni pek tatmin etmemiş, sevememiştim. Yazarın anlatmak istediğini anlayamamıştım. Fakat daha sonra Goodreads grubunda diğer üyelerin yorumlarını da okuduktan sonra iyice bir düşünme fırsatım oldu. Bu yüzden grubun hem aktif bir okuma deneyimi yaşatması hem de benim görüşümü geliştirmesi açısından çok yararı olduğunu söyleyebilirim.

Kitap okurken bir miktar sizi sıkabilir. Fakat bu sıkılma yazarın diline alıştıktan ve konuya adapte olduktan sonra  kayboluyor. Bu yüzden kitabı hemen ön yargıyla yaklaşmamanızı öneririm. Belki sonbahar yaklaşırken okuyabileceğiniz bir kitap olabilir. Tercih sizin. Ama mutlaka Dino Buzzati ile tanışmanız gerektiğini bilin.

Sevgiler,
Fatma
Share
Tweet
Pin
Share
7 yorum



   Hepimiz hayatımız boyunca bir şeyleri listelemişizdir. Bu bir ihtiyaç mı? Belki. Çoğu zaman bizlere yardımı olduğu gibi bazen de bu bir hastalığa da dönüşebiliyor. Aylık, haftalık yahut günlük listelerin ne olduğuna göre değişebilir. Eğer siz market alışveriş listesi hazırlıyorsanız bu çok da sıkıntı yapmaz. Fakat bir kitap okuma listesi hazırlıyorsanız... Hele de aylık kitap okuma listesiyse bu işimiz biraz tepetaklak oluyor. Bu listeye uymanın zorluklarından tutun da listeye sonradan eklemeler yapmalar mı dersiniz her şey bu listenin başına gelebiliyor. Eğer dirayetli ve dediğim dedik  bir kişiliğe sahipseniz listenin sonuna kadar uyarak tamamlayabilirsiniz. Şanslısınız! Hatta listeyi bitirdikten sonra üstüne birkaç tane daha kitap okuyanı bile görmüştüm. Ne kadar da güzel bir ay olur! -içini çeker. -

   Bugün aslında kendime yeni bir liste hazırlamak için bilgisayarın başına geçmiştim. Daha sonrasında liste yapmanın bir takım kuralları olabileceği aklıma geldi. Bu kurallar aslında sizin listeye daha fazla uymanıza da yardımcı oluyor. Besbelli. Liste yapmanın kuralları mı olur canım? dediğinizi duyar gibiyim. Gelin biraz daha bu konuyu açalım.

   Öncelikle liste yapmak nedir bunun üzerinde durmamız gerek. Hemen TDK sözlüklerimizi bir açalım. Öhüm! Liste: alt alta yazılmış şeylerin bütünü, dizelge. Dizelge kelimesi de bayağa değişik. Arada hava atmak için söyleyebiliriz. Her neyse. Liste, sadece alt alta yazılan şeylerin bütünü evet, temel anlamda bu. Asıl işlevi ise tabiki insandan insana fark ediyor. Eğer yapmak istediğiniz şeyleri alt alta sıralıyorsanız bu yapmak istediklerinizden oluşmuş bir liste oluyor. Fakat bu listeleri nasıl yapmamız gerekiyor sorusu aklıma geliyor. Hadi bunlara bir bakalım;

  • Listenizi önem sırasına göre sıralayın. Bu birçok açıdan size fayda sağlayacaktır. Önem sırası yahut aciliyet sırası da diyebiliriz. Hangi işin yapılması iyi birazcık daha rahatlayacaksınız bunu anlayın. 
  • Listeyi çok uzun yapmayın. Bu madde aslında kitap okuma listesi yapan ya da sadece günlük ders çalışan birinin konu çalışma listesini uzun tutmaması için. Neden mi? Çünkü ne kadar uzun olursa o kadar fazla cayarsınız. Eğer kısa bir liste yaparsanız hem bunları yaptığınızdaki özgüveniniz artar hem de motivasyon olarak size geri döner ve daha fazla yapabilirim içgüdüsünü arttır.
  • Listenize karşı yalan söylemeyin. Bu aslında bir önceki maddenin devamı olabilir. Liste yaparken gerçekçi olmakta fayda var. Örnek verecek olursam eğer siz okumaktan nefret ettiğiniz polisiye kitaplarını da eklerseniz bu liste size kabustan başka bir şey olmaz. Eğer listenizde alamayacağınız, çok pahalı bir eşya varsa ki bu da gerçekçi bir madde olmaz. 
  • Olabildiğince kısa ve net ifadeler oluşturun. Kitap listesi hazırlıyorsanız bu kitap ve yazarın ismi şeklinde tercihen yayınevi eklemeli bir liste olabilir. Gelecek planlama listesi oluşturuyorsanız da aynı durum söz konusu. Her hafta kumbaraya 5 TL at, C1 İngilizce seviyesine ulaş ya da kod yazmayı öğren... gibi gibi. Bunlar hem beyninize net olduğunuzu gösterecek hem de onlardan cayma bahanelerinizi en aza indirecektir.
  • Listenizi Canva gibi sitelerde oluşturun. Canva istediğiniz formatta size yardımcı olan bir site. Liste hazırlamadan tutun instagram postlarına kadar her şeyi bulabileceğiniz bir platform. Buna benzer başka siteler de mutlaka vardır. Yahut ben Photoshop biliyorum zaten diyeniniz varsa şayet bu çok daha sınırsız bir liste oluşturabilme imkanı sunuyor. 
  • Yaptığınız listelerin çıktısını alın. Bu da sizin hem gözünüzün önünde olmasını sağlayacak hem de planınızı hatırlatmış olacaktır.
Buraya Canva'da hazırladığım örnek bir kitap okuma listesi şablonu koydum. İsteyen indirebilir. Çok tatlı bir liste şablonu oldu çünkü. BURAYA TIKLA! Sizin bu 6 maddeye ekleyeceğiniz şeyler var mı? Yorumlara yazabilirsiniz! 
Herkese iyi haftalar!
Fatma
Share
Tweet
Pin
Share
21 yorum

Doppler, kısa ama oldukça etkili bir konuyla kaleme alınmış, sağlam toplum eleştirisi barındırmasının yanında bir de özlemin, hatırlamanın ve yeniden canlanmanın hikayesini anlatıyor. Babasının ölümüyle birlikte Andreas Doppler'in hayatını sorgulamaya ve bir şeylerin yolunda gitmediğini anladığındaki kaçışını/kurtuluşunu okuyoruz.

Öncelikle kitabı okumayı düşünenlere küçük bir hatırlatma yapmak isterim. Kitabın üslubu ve oluşturulan atmosferin sizi etkisine alması fazla uzun sürmüyor fakat şu sıralar depresyondaysanız yahut olumsuz düşünceler içerisindeyseniz kitabı okumayı erteleyebilirsiniz. Ama illa ben tuz biber ekmek istiyorum diyene de dur, YAPMA (ağır çekimdeymişçesine okursak...) demem.


Kitap Andreas'ın bir gün bisiklet sürerken ormanın içine doğru kaza yapması ve ardından da bir karar vermesi ile olaylar şekilleniyor. Bu karar ise artık çalışmamak ve ormanda yaşamına devam etmektir. Doppler'in bu kararı karısı ve iki çocuğu için garip karşılanırken çoktan karar vermiştir. Çadırıyla beraber ormanda yaşamaya başlar ta ki acıkmaya başlayana kadar. Yanına aldıkları da bittiğinden açlık başa vurur ve ormanda bir tuzak kurar. Oradan geçen bir geyiği acımadan öldürür. Fakat sorun geyiğin yavrusu vardır. Israrla kovmaya çalışsa da yavru geyik Doppler'in yanından ayrılmaz. Hayatını sorgularken birden adeta onun dibinden ayrılmayan yavru geyik yani Bongo ile arkadaşlık kurmaya başlar. Aynı zamanda da babasının ölümü de sürekli aklındadır ve onun anısını yaşatmak için bir şeyler yapmaya karar verir. Bir taraftan da ona katılmak isteyenlerden ve onu kovmaya çalışanlarla uğraşır. Tabi bir de ailesi ile. 

Yazarın üslubu ile yeni tanıştığımdan temkinli yaklaşmıştım fakat dediğim gibi kitap hemen sizi içine alıyor ve kendinizi hikayenin akışına bırakmış oluyorsunuz. Oluşturulan yan karakterler de Doppler kadar ilginç ve merak uyandırıcı olması bizi şaşırtmıyor. Aksine o karakterler hakkında daha çok şey bilmek istiyorsunuz. Okuyucuyla konuşurmuşcasına anlatılan Doppler toplumun içindeki bir takım dayatmalara da göndermesini güzelce aktarmayı ihmal etmiyor. Para ile alışverişin yerine takas usulunun olmasını savunurken aklıma Captain Fantastic filmindeki SPOILER ALARM! marketten malzemeleri para vermeden alıp koşarak uzaklaştıkları sahne aklıma geldi. SPOILER BİTTİ! 

Genel anlamda ben de etkisi okuduktan çok sonra bu yorumu yazmama rağmen olumlu oldu. Ayrıca seri olduğunu da öğrendim. İkinci kitabı da çıkarsa mutlaka alacağım.

*4/5 
Share
Tweet
Pin
Share
6 yorum


Peyami Safa denilince aklınıza ne geliyor? Bir düşünelim. Benim aklıma kelimelerin içindeki duyguları bulacağım gelmişti. Öyle olmadı. Bir bakıma Peyami Safa'yı göremedim sanırım. Belki yanlış bir kitabından başladım fakat kitap beklentimin tam tersini oluşturarak bitiverdi. Aslında amacı olan bir kitabı sevmiyorum sanırım. Yararcı bir romandan ziyade kurgunun içindeki yararı bulma taraftarıyımdır. Ne kadar anlaşılır bir cümle oldu bilemiyorum. Şöyle ki amacı topluma bir şey iletmek olduğunda bunu romanın içinde güzelce yedirerek yapmasını tercih ediyorum, eğer böyle bir amacı varsa şayet. Romanın sanatsallığını, estetiğini öldürüyor sanki. Aynı eski edebiyatçılar gibi düşünüyorum aslında fakat Fatih Harbiye bunu sağlamamış maalesef.


Cumhuriyet edebiyatında kendisine rastladığımız Peyami Safa'nın bildiğimiz diğer romanları Yalnızız, 9. Harici Koğuşu ya da Bir Tereddütün Romanı varken ben biraz kolaya kaçarak 132 sayfalık olan Fatih Harbiye'yi okumayı seçtim. Dizisine hiç benzemediğini sayfa sayısından bile anlayabiliriz bence. Zaten hangi dizi kitap ile aynı şekilde oluşturulmuştur ki? Çalıkuşu bile her ne kadar Fahriye Evcen ve Burak Özçivit ile bütünleşse de kitaptan çok farklı bir şekilde televizyonlara aktarılmıştı. 

Romanın asıl amacı Şark(Doğu) ile Garp(Batı)'ın karşılaştırılması için oluşturulmuş tam olarak. Bu romanın sonlarına doğru yazarın direkt müzik aletlerine benzeterek verilmiş. Bir de kedi ve köpek benzetmesi kullanılmıştı ki bu çok haklı bir benzetme gibi görünse de daha sonrasında bu benzetmeyi yapan kızın babası yani Faiz Bey bu görüşü öyle bir çürütüyor ki bir miktar bu sayfalarda düşüncelere kapılırken buluyorsunuz kendinizi. 

Ana tema aslında Neriman'nın Şinasi ile Macit arasında seçim yapması üzerine kurulu. Biraz eski İstanbul'u canlandırıyor Peyami Safa. Fakat betimlemelere boğulmuş bir kitap değil. Daha çok diyaloglar ve olay akışını okuyoruz. 132 sayfa böylece geçip gidiyor. Neriman'ın çocukluk arkadaşı ve şuan ki konservatuvar arkadaşı Şinasi'ye hisleri olmasına rağmen içindeki batı özlemini Macit ile tamamlıyor. Macit burada garbı temsil ederken Şinasi'nin şarkı temsil ettiğini hemen anlayabiliyoruz. Aynı zamanda kitapta hem Neriman'ın ağzından hem de Şinasi ve Faiz Bey'in ağzından anlatıldığını görüyoruz. Bu da Cumhuriyer edebiyatı eserlerinde görmekte olduğumuz bir durum. Başta dediğim duygu aktarımı aslında bir miktar olmasına karşın yine de daha yoğun bir psikolojik tahlil beklemiyor değildim. Acaba Peyami Safa'ya yanlış bir kitaptan mı başladım diye düşünmeden edemiyorum hala. 

Fatih Harbiye, akıcı olmasının yanında aşk temalı olmasından kaynaklı rahat okunan bir kitap. Hatta çerezlik desem yanlış olmaz. Benim ana kadın karakterimiz olan Neriman'ın Şinasi ile Macit arasındaki seçimi komik bir olaydan sonra yapması oldukça garibime gitti. Bir insanı sevip sevmediğimizi zaten biliyoruzdur, içimizde o zaten ön planda kendini gösteriyordur. Bunun büyük bir ilham beklermiş gibi aklına düşmeyi beklemesi Neriman'a olan bakışımı olumsuz olmasını sağladı. Neriman'ın ilk baştaki kararlılığını keşke devam ettirseydi yahut mantıklı bir geri dönüş yapsaydı diye hala düşünmeden edemiyorum. 

1931 yılında tamamlanan Fatih Harbiye, Peyami Safa için dönemini yansıtması bakımından önemli bir eser olabilir. Fakat bu dönemdeki şark-garp sorunsalını artık burada bitirmenin vakti gelmedi mi diyerek sitem ederken buluyorum kendimi. İnsan ne isterse onu yaşamalı, kültürünü kaybetmediğin sürece tabiki. Bunu yaptığımız zaman yaşamın doğusuymuş batısıymış, siyahıymış yoksa beyazıymış derken kendimize araftan başka bir yer bulamayacağız gibi hissediyorum. Peyami Safa'yı daha iyi tanımak için Yalnızız ve 9. Hariciye Koğuşu'nu okumadan kesin bir yargıya varmayacağım fakat Fatih Harbiye bende bir miktar hayal kırıklığıyla ardımda bırakmış oldum. 
Share
Tweet
Pin
Share
7 yorum



Naim Efendi
İstanbul'da bir konakta kızının ailesiyle beraber yaşamaktadır. Konağa tabiri caizse iç güveysi olarak gelen damat Servet Bey ve torunları Seniha ile Cemil dönemin Türkiyesi olan Tanzimat ile Meşrutiyetin arasındaki zaman diliminde hayatlarını sürdürmektedirler. Lakin bu aynı zamanda batılılaşma geleneğinin başladığı ve aşırı derecede Batı özentiliğinin sirayet ettiği zamanlardır. Yakup Kadri Karaosmanoğlu hemen bize sembolleri veriyor aslında. Naim Efendi'nin torunları tamamen Batı'yı ve Batı'nın getirdiği şekilde yaşamın sembolü sayılırken, torunlarının ne dediğini çoğu zaman anlamayan ve esefle kınayan aynı zamanda da bu değişiklikten kendini korumak isteyen Naim Efendi ise tamamen eskiyi savunanlar arasında bulunur. Bunu hikayede özellikle uzun uzadıya konuşmalarında çok net bir şekilde ifade ettirmiş ve kendi düşüncelerini de kitaba serpiştirmiştir.

O dönemdeki maddi sıkışıklığın Naim Efendilerdeki zenginliği yavaş yavaş çökertmeye başlamıştır. Bu süre zarfında da hep konağın satılması gerektiğine, yahut konaktan ayrılıp batı tarzda bir daireye geçilmesi gerektiği gündeme getirilir. Fakat dediğimiz gibi Naim Efendi eskinin adeta koruyuculuğunu yaparcasına bu fikirleri duyduğu an reddeder. Damadı Servet Bey aynı şeyi düşünmemektedir. Naim Efendi'nin bu hem konağından ayrılmak istemeyişi hem de torunlarıyla özellikle Seniha ile yaşadığı tartışma ile roman şekillenir ve bu olayın ardındaki çöküşü konu edinir. Bu yine bana ister istemez Osmanlı Devleti'nin dağılışına benzetmeme neden oldu. Osmanlı büyük bir devletti. Öyle hemen kaybolmadı. Yavaş yavaş hem içten hem de dıştan bu çöküş gerçekleşti. İşte böyle Osmanlı ve onun kültürü yerini yeni Türkiye'ye bırakırken Naim Efendi de Osmanlı'nın hastalığına yakalanmışcasına kötü bir hale büründü. Öyle ki son çırpınışlarını konağı satmayarak onun içinde bir başına geçirdi. Torunlarının ve kızının elbette bu vurdumduymazlığı, aynı zamanda da Naim Efendi'nin inatçılığı olmasa her şey çok çok farklı olabilirdi pekala. 

Aslında ana konunun ardında gizlenmiş başka bir hikaye de vardı. Bolca göndermenin yapılmış olduğu Kiralık Konak, Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun en iyi romanlarından biridir şüphesiz. Gerçi ben daha ilk kitabını okuduğum için bunun kararını daha sonra verebileceğim fakat edebiyatımızda oldukça ses getirdiği bir gerçek. 

Naim Efendi'nin durumunu bir kenara bırakırsak bir başka alt konu başlığımız olan Seniha ve onun aşk hayatına geçiş yapabiliriz. Seniha tamamen Batı'nın hakimiyeti altına girmiş genç ve güzel bir kızdır. Her gece dışarılarda gezer, yeni yeni arkadaşlar edinir ve konakta davetler düzenlerdi. Ailesi bu duruma pek söz etmez, Seniha'ya ve Cemil'e de karışmazlardı. Faik Bey ise Seniha'nın abisinin yakın bir dostu olması dolayısıyla evden neredeyse hiç çıkmazdı. Bir zaman sonra Seniha kendini abisinin dostu olan bu adama aşık olduğunu fark eder, fakat Faik Bey'de çok yakışıklı ve gözde bir adam olması dolayısıyla Seniha'ya pek o gözle bakmaz. Lakin olaylar tamamen değişecek ve birbirlerine aşık olmaktan kendilerini alamayacaklardır. Bu aynı zamanda Hakkı Celis'in hayallerini de yıkmıştır. Hakkı Celis, dergilerde şiirler yazan çevresinde de şair olarak görülen bir gençtir, fakat Seniha'nın deli dolu yaşayışına bir türlü ayak uyduramaz. Seniha'ya olan aşkı gün geçtikçe büyür. 

"Kalbimiz ne kadar beklenmeyen şeylerle doludur; kendi heyecanlarımız önünde ekseriya kendimiz hayrete düşeriz."

Kitapta en çok üzüldüğüm karakter de sanırım Hakkı Celis oldu. Naim Efendi'nin üzüntüsü de bir o kadar hakimdi kitapta fakat Hakkı Celis'in karşılıksız aşkı ve aşkının durdurulamaz ateşinin kitabın sonlarına doğru düştüğü acı son ile birleşince yüreğim sızladı. Belki Seniha da bu durumdan sonra gerçekleri farketti. Bilemiyoruz fakat bir tutkunun insanı ne durumlara sokabileceğini Seniha ile kitabı okuyan bizler fark etmiş oluyoruz. Ağzımızdan çıkan kelimelerin uzun uzadıya ve belki de bütün ömrümüz boyunca bizlerin kalplerini kıracağına, bunu geri alamayacağımıza ve bunun sonuçlarına maruz kalmaya mecbur oluşumuzu görüyoruz aslında. Roman belki o dönemdeki sisteme eleştirel yazılmış olsa da Karaosmanoğlu'nun kalemi normal, gündelik konular hakkında da nasıl da zekice yazılar yazabildiğinin bir göstergesi olmuş. Benim tek şikayetim çok uzatıldığı birkaç sahnenin oluşu ve karakterlerin konuşmaları yazarın düşüncelerini yaymak amacıyla kullanılmış olması oldu. Kiralık Konak, Yakup Kadri Karaosmanoğlu'ya başlamak isteyenler için oldukça iyi bir seçim!

Sevgiler,
Fatma

Beni buralarda da bulabilirsiniz;
Goodreads
Instagram
Huntersofbooks (Kitaplarımı satıyorum!)
Share
Tweet
Pin
Share
20 yorum



Uzun zamandır aylık durum yazıları yazmıyordum. Bunu tercih ettiğimden değil de daha çok anlatacağım fazla bir şey olmadığından yazmayı istemiyordum. Neyse ki temmuz ayı dopdolu olmasa da kısmen güzel bir ay olarak geçirebildim. Ayın ilk haftasında iki kitap bitirerek kendime güzel bir iyilik yaptım. Fakat devamında sadece bir çizgi roman okuyarak bu hızlı başlayan okuma maratonuma yavaşlayarak noktalamış oldum.

Çalıkuşu ve Bir Kadın Düşmanı Reşat Nuri Güntekin'den okumuş olduğum ve yukarıda da bahsettiğim iki kitap olurken Siyah Orkide ise Neil Gaiman'ın yazmış olduğu çizgi roman ile toplamda 3 kitap ile temmuz ayını kapatmış bulunuyorum. Hedefim ayda en az 4 kitap okumak olduğu için 1 sayı ile hedefi kaçırmamı alkışlayabilirsiniz. Bu arada bu bahsettiğim kitapların ve çizgi romanın yorumları blogda mevcut! Evet, ben de bunları yazarken biraz duygulandım sevgili okuyucu. Zira biliyoruz ki her zaman okuduklarımın yorumlarını blogda yazmıyorum. Fakat goodreads'te ufak da olsa okuduğum kitaplar hakkında yorumlar bulunuyor. Takip etmek isterseniz şuraya tık. Şuraya yorumları kolayca ulaşabilmeniz için linklerini bırakıyorum;
  • Çalıkuşu, Reşat Nuri Güntekin  = 5/5 || Kitap Yorumu
  • Bir Kadın Düşmanı, Reşat Nuri Güntekin = 4.8/5 || Kitap Yorumu
  • Siyah Orkide, Neil Gaiman = 4/5 || Kitap Yorumu

Bunların haricinde ise mükemmel diziler izledim diyerek en azından bu kitap açığımı biraz da olsa teselli ediyor doğrusu. Bu diziler başta Brooklyn Nine Nine olmak üzere -ki daha önce neden görmemişim ben bu diziyi dedirttirecek kadar var dizinin- The Handmaid's Tale dizisinin ikinci sezonunu yine bu temmuz ayı içerisinde izleme fırsatım oldu. Ayrıca kore dizilerinden ise Let's Eat'in üçüncü sezonu bu ay başladı. Hala devam ediyor, bilginize. Bir de yine yemek temalı bir dizi olan Wok of Love'u seyrediyorum fakat biraz ara verdim Let's Eat başladığında ve Brooklyn Nine Nine bedenimi ele geçirdiği için. :) Dizi izleme maratonum devam ederken bir de hazır Çalıkuşu'nun romanını okumuşken ben de Kanal D'de yayınlanan başrollerinde Burak Özçivit ile Fahriye Evcen'in rol aldığı 2013 yapımı olan dizisine başlama kararı aldım. Fakat dizilerin süreleri çok uzun olmasından dolayı pek fazla bölüm ilerleyemeyip dördüncü bölümde kaldım. Eğer benim dizi yorumlarıma ve başka takip ettiğim dizileri öğrenmek isterseniz ya da aynı anda izleyelim diyorsanız Tv Time uygulamasında beni bulabilirsiniz. Diziler hakkında konuşmayı çok severim!

Share
Tweet
Pin
Share
14 yorum

Siyah Orkide, daha ilk sayfasında sizi korkuya sürüklüyor. Ana karakterin ölümüyle karşı karşıya geldiğimiz bu çizgi romanın diğer çizgi romanlardan ayrılan en can alıcı kısmı. Süper kahramanların her zaman bir şekilde düştüğü beladan kurtulduğu ve mutlu sonla bitmesi Siyah Orkide'de tamamen değişiyor. Bu bakımdan okuyucuya farklı bir tat sunan Neil Gaiman, olağanüstü çizimleriyle ise de Dave McKEAN üstlenmiş.


Giriş kısmında Mikal Gilmore'un 1991 yılında yayınlamış olduğu uzun bir inceleme yazısı bulunuyor. Bu sayede Siyah Orkide'nin 1988'de üç kısım halinde basıldığını öğreniyoruz. Hikayedeki mistik öğeler ve karakterlerin psikolojileri oldukça ustaca yedirilmiş. Çizimler de bu atmosfere uyması için sanki sulu boya kullanılmış gibi renkler dağılmış. Ana karakterlerimiz çiçek kadınlar mor renklerin alt tonlarıyla çizilmiş. Orkidelerin rengiyle. Bu küçük ama önemsiz gibi görünen detaylar aslında bir çizgi romandan beklediğimiz şeyler aslında. Küçük detayların birleşimiyle bir bütünü yani çizgi romanın kendisini görüyoruz çünkü.

Siyah Orkide, kötü adamlarla dolu bir toplantıda silahla öldürülür ve daha sonrasında ateşe verilir. Normalde süper kahramanların bir şekilde kendilerini kurtardığını biliyorken bu algıyı yerle bir eden Neil Gaiman, karakteri orada öldürür ve bizi tamamen şoka uğratır. Hayal kırıklığı ile çizgi romanı okumayı devam edeceğiniz Siyah Orkide'ye sonunda bu hayal kırıklığının yerini hem şaşkınlık hem de olayın verdiği hazla veda edeceksiniz.

İthaki yayınlarından basılan Siyah Orkide, kapak tasarımıyla da yine dikkat çekiyor. Daha önce hiçbir çizgi romanda görmediğim bir dış kapak dokusuna sahip. Aslında bu yumuşak dokuyu daha önce Andy Weir'in yazmış olduğu Marslı ve Artemis kitaplarında da görmüşsünüzdür. Okuma zevkinizi bir üst kademeye çıkarması böylelikle kaçınılmaz oluyor. Tek sıkıntısı çizgi romanın sayfalarının çok hassas oluşu ile beraber sayfa kopmalarına neden olması. Bu bir miktar beni üzdü. Okurken sayfaları biraz dikkatli açarak bu felaketin de önüne geçmenizde yarar var.


Neil Gaiman'ı Sandman çizgi roman serisiyle de takip edebilirsiniz. Romanlarını söylemeyi zaten gerek görmüyorum. Gaiman'ın hayal dünyasına ve kelimelerindeki gücünü seviyorum. O yüzden yazdığı her şey çok kıymetli benim için. Neil Gaiman ile hala tanışmadıysanız mutlaka bir şans vermelisiniz!

Buralarda da beni bulabilirsiniz;
Goodreads
Instagram

Sevgiler, 
Fatma
Share
Tweet
Pin
Share
4 yorum
Daha Yeni Gönderiler
Daha Eski Gönderiler

Hakkımda

Fotoğrafım
Fatma Başar
Kitap bitirme sayısı artarken gözlük numarası da bundan nasibini almış biri. Aynı zamanda da bir adet taze öğretmen. Buralardaysanız muhabbet etmekten çekinmeyin. *.* kitapsayfalari@hotmail.com
Profilimin tamamını görüntüle

Bu Blogda Ara

İzleyiciler

2024 Reading Challenge

2024 Reading Challenge
Fatma has read 0 books toward her goal of 30 books.
hide
0 of 30 (0%)
view books

Fatma's bookshelf: currently-reading

Biraz Yağmur Kimseyi İncitmez
Biraz Yağmur Kimseyi İncitmez
by Kemal Sayar
tagged: currently-reading

goodreads.com

(GÜNCELLENDİ)

Kitaplığımdaki Kitapları Satıyorum!

Uzun zamandır aklımda olan ama bir türlü gercekleştiremediğim bir şeyi sonunda duyuruyorum sizlere. Kitap kurtlarının vaz geçilmez sorunu o...

Çok Sevilenler

  • Kitap Sayfaları'nın 1. yaşı Şerefine Kitap Çekilişi!!! :D
    Kitap Sayfaları 1 yaşında ben de güzel bir çekiliş yapmak istedim. Resimde görülen 3 kitabı bir kişiye hediye etmek istiyorum.  Hed...
  • Kitap Alışverişi Günlüğüm #3
    Güzel bir kitap alışverişinden sonra tahmin edersiniz ki ben de çook mutlu geziyorum etraflarda. Öyle ki kargo elime ulaştığında kucakla...
  • Keşf-i Blogger Etkinliği
    Bloggerlar! Size sesleniyorum. Evet, evet size. Hala bıkmadan, usanmadan biricik bloglarına yazan o nadide yazarlar. Harika bir etkinlik ba...
  • Bir Isırık Daha (Chicago Vampirleri Serisi #3) - Chloe Neill | Kitap Yorumu
    Kitap Adı: Bir Isırık Daha Orjinal Adı: Twice Bitten Yazar: Chloe Neill Bağlı Olduğu Seri: Chicago Vampirleri Serisi #3 Çeviren:...
  • E-kitap okuyucusu kullananlar !! Nasıl iyi midir ?
    Bir kaç gündür kafama takılan bir sorunumu sizinle paylaşmak istiyorum. E-kitap okuyucusu ile kitap okuyan kitle zamanla artmaya başlayın...

Arşiv

  • ▼  2021 (1)
    • ▼  Ocak (1)
      • Goodreads 2020 | Okuma Serüvenim
  • ►  2020 (10)
    • ►  Aralık (2)
    • ►  Kasım (2)
    • ►  Ekim (3)
    • ►  Eylül (2)
    • ►  Mayıs (1)
  • ►  2019 (8)
    • ►  Eylül (2)
    • ►  Ağustos (6)
  • ►  2018 (18)
    • ►  Ağustos (2)
    • ►  Temmuz (4)
    • ►  Haziran (4)
    • ►  Mart (2)
    • ►  Şubat (2)
    • ►  Ocak (4)
  • ►  2017 (17)
    • ►  Aralık (1)
    • ►  Eylül (2)
    • ►  Ağustos (5)
    • ►  Nisan (2)
    • ►  Şubat (4)
    • ►  Ocak (3)
  • ►  2016 (71)
    • ►  Aralık (5)
    • ►  Kasım (3)
    • ►  Ekim (3)
    • ►  Eylül (8)
    • ►  Ağustos (7)
    • ►  Temmuz (4)
    • ►  Haziran (10)
    • ►  Nisan (4)
    • ►  Şubat (7)
    • ►  Ocak (20)
  • ►  2015 (80)
    • ►  Aralık (8)
    • ►  Kasım (4)
    • ►  Ekim (2)
    • ►  Eylül (14)
    • ►  Ağustos (28)
    • ►  Temmuz (4)
    • ►  Haziran (6)
    • ►  Mayıs (2)
    • ►  Mart (4)
    • ►  Şubat (2)
    • ►  Ocak (6)
  • ►  2014 (86)
    • ►  Aralık (4)
    • ►  Kasım (2)
    • ►  Ekim (10)
    • ►  Eylül (2)
    • ►  Ağustos (26)
    • ►  Temmuz (16)
    • ►  Haziran (14)
    • ►  Mayıs (6)
    • ►  Şubat (6)
  • ►  2013 (218)
    • ►  Aralık (4)
    • ►  Kasım (8)
    • ►  Ekim (15)
    • ►  Eylül (17)
    • ►  Ağustos (42)
    • ►  Temmuz (29)
    • ►  Haziran (12)
    • ►  Mayıs (10)
    • ►  Nisan (16)
    • ►  Mart (21)
    • ►  Şubat (28)
    • ►  Ocak (16)
  • ►  2012 (145)
    • ►  Aralık (12)
    • ►  Kasım (12)
    • ►  Ekim (4)
    • ►  Eylül (16)
    • ►  Ağustos (28)
    • ►  Temmuz (18)
    • ►  Haziran (6)
    • ►  Mayıs (13)
    • ►  Nisan (11)
    • ►  Mart (7)
    • ►  Şubat (16)
    • ►  Ocak (2)

Created with by ThemeXpose